Özentiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özentiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2012 Perşembe


Balıkesir'in Gönen ilçesinde, Türkçe işyeri ismi kullanan esnafa vergi indirimi yapılacak.
Türkçe isme vergi indirimi
Balıkesir'in Gönen ilçesinde, Türk dilindeki yozlaşmayı önlemek amacıyla Gönen Belediyesi ile Kent Konseyi'nin ortaklaşa "Türkçemize Sahip Çıkalım" projesi başlatıldı. Gönen Belediye Başkanı Hüseyin Yakar, proje kapsamında işyerlerinde Türkçe isim kullanan esnafa vergi ilanlarında indirim yapılacağını söyledi. Bu amaçla 4 bin adet kitapçık bastırıldığını bildirdi.

Türk dilinin korunması gerektiğine dikkat çeken Başkan Yakar, "Yabancı kökenli kelimelerin kullanılması, Türkçemizin güzelliğini bozmakta. Dilimize sahip çıkmak, korumak amacıyla belediyemizle Kent Konseyi bu projeyi yaşama geçirdi. Bastırılan kitapçıklarda, Türk dilinin özelliklerini ve neden korunması gerektiğini anlatan maddeler var. Kitapçıklar, tüm okullarımıza ve esnafımıza Gönen Kent Konseyi Gençlik Meclisi üyeleri tarafından dağıtılacak." dedi. Belediye olarak, esnafı işyerlerinde Türkçe isimler kullanmaya yöneltmek amacıyla çalışma başlattıklarını da kaydeden Yakar, "İşyerlerine Türkçe isim kullanan esnafımıza, vergi ilanlarında indirim yapacağız. Bu yöndeki karar, aralık ayı meclis oturumunun gündemine gelecek." diye konuştu.

Kent Konseyi Başkanı Mehmet Gündöndü ise, "Tarihte bir milleti yok etmek isteyenler, önce o milletin dilini yok etmiştir. Her milletin, diline sahip çıkması gerekir." dedi. Türkçeyi kullanmanın önemiyle ilgili broşür hazırlandığını ve dağıtılmaya başladığını belirterek, halkı bilinçlendirmek amacında olduklarına dikkat çekti.

(CİHAN)


Balıkesir'in Gönen ilçesinde, Türkçe işyeri ismi kullanan esnafa vergi indirimi yapılacak.
Türkçe isme vergi indirimi
Balıkesir'in Gönen ilçesinde, Türk dilindeki yozlaşmayı önlemek amacıyla Gönen Belediyesi ile Kent Konseyi'nin ortaklaşa "Türkçemize Sahip Çıkalım" projesi başlatıldı. Gönen Belediye Başkanı Hüseyin Yakar, proje kapsamında işyerlerinde Türkçe isim kullanan esnafa vergi ilanlarında indirim yapılacağını söyledi. Bu amaçla 4 bin adet kitapçık bastırıldığını bildirdi.

Türk dilinin korunması gerektiğine dikkat çeken Başkan Yakar, "Yabancı kökenli kelimelerin kullanılması, Türkçemizin güzelliğini bozmakta. Dilimize sahip çıkmak, korumak amacıyla belediyemizle Kent Konseyi bu projeyi yaşama geçirdi. Bastırılan kitapçıklarda, Türk dilinin özelliklerini ve neden korunması gerektiğini anlatan maddeler var. Kitapçıklar, tüm okullarımıza ve esnafımıza Gönen Kent Konseyi Gençlik Meclisi üyeleri tarafından dağıtılacak." dedi. Belediye olarak, esnafı işyerlerinde Türkçe isimler kullanmaya yöneltmek amacıyla çalışma başlattıklarını da kaydeden Yakar, "İşyerlerine Türkçe isim kullanan esnafımıza, vergi ilanlarında indirim yapacağız. Bu yöndeki karar, aralık ayı meclis oturumunun gündemine gelecek." diye konuştu.

Kent Konseyi Başkanı Mehmet Gündöndü ise, "Tarihte bir milleti yok etmek isteyenler, önce o milletin dilini yok etmiştir. Her milletin, diline sahip çıkması gerekir." dedi. Türkçeyi kullanmanın önemiyle ilgili broşür hazırlandığını ve dağıtılmaya başladığını belirterek, halkı bilinçlendirmek amacında olduklarına dikkat çekti.

(CİHAN)

9 Ekim 2012 Salı


ANLAMINI BİLMEDEN ÇOCUKLARA VERİLEN KUR'AN'DAN KELİMELER
*Kezban : Yalancı demektir.
*Aleyna 'üstümüze bela sıkıntı aksın',
*Bekir, 'deve yavrusu' demektir. (Hz. Ebubekir'in ismi Abdullah'tır Ebubekir lakabıdır.)
*Rumeysa 'gözü çapaklı kadın' demektir.
*Hüreyre, 'kedicik' demektir.
*Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir.
*Melis, Yunan mitolojisinde 'tanrıça' demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir.
*Erçin 'ücret' anlamına gelir.
*Gülsüm : Gariban, zavallı kimsesiz anlamındadır.
*Julide: Farsça'da dağınık, perişan demektir.
*İrem: Cennet bahçesi olarak bilinen İrem ise Allah'ın gazabına uğrayan sahte cennettir.
*Bade ismi içki demektir.
*Hannas ismi şeytanın ismi.

KUR'AN'DA VAR DİYE BU İSİMLERİ ÇOCUKLARINIZA VERMEYİN! MEKRUH OLAN İSİMLER (haberinden okuyabilirsiniz) Link aşağıda

Kaynak : http://www.internethaber.com/kurani-kerimdeki-isimler-kuran-kurandaki-mekruh-esma-ul-husna-allahin-isimleri--467610h.htm#ixzz28qW0fgDa


Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, Kur'anda var olan ama anlamları çok tehlikeli olan o isimleri açıkladı...

Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, ''Aileler çocuklarına Kur'an'dan isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler. Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir. Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı demektir'' dedi.

Yrd. Doç. Dr. Öztürk, çocuğa isim vermenin kültürel, sosyal ve dini açıdan önemli bir konu olduğuna işaret etti. Pek çok ailenin Kur'an-ı Kerim'de geçen isimleri çocuklarına vermek istediklerini söyleyen Öztürk, Kur'an'da geçen her kelimenin ise isim olarak konulamayacağını hatırlattı.



Günümüzde yaygın olan ve Kur'an'da geçtiği için konulan çok sayıda ismin anlamının yanlış olarak bilindiğini, gerçek anlamlarının ise isim olarak verilemeyeceğini ifade eden Öztürk, çocuklarına Kur'an'dan isim koymak isteyen aileleri seçici davranmaları konusunda uyardı.

ANLAMLARINI BİLMEDEN VERİYORLAR
Kuran'dan isim konulurken seçilen kelimenin gerçek anlamının öğrenilmesi için uzman kişilere danışılmasını tavsiye eden Öztürk, isim kitaplarında veya internette geçen adların anlamlarının da irdelenmesini istedi.
Öztürk, şöyle devam etti:
''Aileler çocuklarına Kuran'dan isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler. Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir, Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı aksın demektir. Kuran'da geçen her kelimenin isim olmayacağı bilinmelidir. Kur'an-ı Kerim'de geçen her kelime 'Bu Kuran'da geçiyor isim olur'' mantığıyla çocuklara verilmemelidir. Kur'an'da geçen kelimelerin anlamı iyi bilinmelidir.

İSİMLER VE MANALARI


*Kezban ismi Kur'an'da geçiyor diye veriliyor. Oysa Kezban yalancı demektir. Çocuğa bu ismi koyarsanız, 'yalancı, yalancı' diye çağırmak zorunda kalırsınız.
*Aleyna 'üstümüze bela sıkıntı aksın',
*Bekir, 'deve yavrusu' demektir. Hz. Ebubekir'in ismi Abdullah'tır Ebubekir lakabıdır. Bu husus karıştırılmamalıdır.
*Rumeysa 'gözü çapaklı kadın' demektir.
*Hüreyre, 'kedicik' demektir.
*Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir, Allah'tan başka ilah mı olur? Çocuğa tanrı ismi konulmamalıdır.
*Melis, Yunan mitolojisinde 'tanrıça' demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir. *Erçin 'ücret' anlamına gelir. Bir insanın ücreti olamaz.''

İŞTE MEKRUH OLAN İSİMLER

Dinen mekruh sayılan isimler de olduğunu vurgulayan Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Resul, Nebi, Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil isimleri konulmamalı, hoş değil.
*Samet ismi, hiç kimseye muhtaç olmayan demektir. Bu sadece Allah'a mahsus bir durumdur, isim olarak kullanılamaz.
*Gülsüm gariban, zavallı kimsesiz anlamındadır.
*Julide Farsça'da dağınık, perişan demektir.
*İrem: Cennet bahçesi olarak bilinen İrem ise Allah'ın gazabına uğrayan sahte cennettir.
*Bade ismi içki demektir.
*Hannas ismi şeytanın ismi.
*Alara, Rosa, İleyda bunlar İslam isimleri değil gayrimüslim isimleridir ve çocuklara konulmamalıdır. Anlamı kötü olan, anlamsız şeyler de çocuklara isim olarak konulmamalıdır.''

HER DİLDEN İSİM OLABİLİR!
Yrd. Doç. Dr. Öztürk, ''İsim her dilden olabilir. Yeter ki anlamı güzel olsun, yaşadığı toplum ve kültüre yabancı olmasın'' dedi.
Barış, Mert, Özgür, Sevgi gibi isimlerin kullanılabileceğini, aynı şekilde Kerim, Macit, Zeynep, Hasan, Abdullah, Kevser, Abdurrahman gibi isimlerin çocuklara verilmesinde bir sakınca olmadığını aktaran Öztürk, isimlerde Allah'a kulluğun ifade edilmesi gerektiğini vurgulayarak, İslam büyüklerinden hatıra kalan isimlerin kullanılabileceğini, halk arasında yaygın olan Fatma, Ayşe, Ahmet, Mehmet, Muhammet, Mustafa, Zeynep gibi isimlerin de benimsendiğini söyledi.


Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk'ün açıklaması ile 'dini' isimler mercek altına alındı. İlahiyatçılar bakın ne diyor?

 Kur'an'daki bazı kelimeleri isim olarak koyanları açıklamaları ile şaşkına çeviren Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, Habertürk'te canlı yayına katıldı.

Müftü Öztürk açıklamalarındaki asıl maksadın, "manası bilinmeyen kelimelerin" çocuklara isim olarak konulmasının yanlış olduğunu göstermek olduğunu söyledi.

Kur'an'ı Kerim'in ilim ve din kitabı olduğunu hatırlatan Müftü Öztürk, "Kuranı Kerim isim verme kitabı değildir. Ku'an 'ı Kerim bir bilmece kitabı değildir. Kur'an bir şifre kitabı değildir. Son dönemde insanlar isimler güzel olsun diye Kur'andan herhangi bir kelimeyi alıp veriyorlar. Buna dikkat çektim bende..." dedi.

MANASI GÜZEL OLSUN

İsimlerin manalarına önem verilmesi gerektiğinin altını çizen Müftü Öztürk, "Ben isimler üzerinde durmuyorum. Güzel isim olsun. Sırf Kur'anda geçiyor diye çocuğa isim koymak yanlıştır. İsimler örf ve adetlerimize uygun olmalı, halkın kabul ettiği isimler çocuklara isim olarak verilebilir." diye konuştu.

İnsanların çocuklarına koydukları isimleri eleştirmek ya da tenkit etmek gibi bir niyetinin olmadığını vurgulayan müftü, çocuğa ad verilirken halka mal olmuş, sevilen ve manası güzel olan isimlerin tercih edilmesini önerdi.

ALLAH'IN İSİMLERİNİ VERMEK GÜNAH MI?

Rahman, Celil, Cemal, Aziz, Baki, Gafur, Gani, Hadi, Hafız, Halim, Kerim, Latif, Mecid, Metin, Veli, Zahir gibi Esma ül Hüsna'daki isimlerden birini çocuklara vermek günah mıdır?

Habertürk'teki canlı yayına katılan ilahiyatçı Profesör Doktor Saim Yeprem bu isimleri koymanın "günah" olmadığını ancak makbul de olmayacağını söyledi. Sebebini de şöyle izah etti;

"Bu isimlerin Allah'ın isimleri olduğu düşünüldüğünde çocuğunuzu azarlayıp kızdığınızda, ona kötü bir söz söylediğinizde Allah'ın o sıfatına da kızmış, kötü söz etmiş oluyorsunuz. Allah'ın isimlere insanlara konulduğunda yanlış hitaplara sebep olabilir. Buna rağmen dinde kesin bir hüküm yoktur".

HANGİ İSİMLER KONULMALI?

Profesör Yeprem'e göre Kur'an'dan rastgele isim seçmek çok yanlış. Zira mana bilinmediği için çocuğa farkına varmadan kötü bir sıfat verilmiş oluyor.

Önemli olanın verilen ismin manası olduğuna dikkat çeken Prof. Yeprem, "Peygamberimizin çocuklarınıza iyi güzel isimler koyun tavsiyesi vardır. Toplumda benimsenmiş, bilinen, sevilen isimleri koymakta fayda var. Bir kelime sırf Kur'an'da geçiyor diye çocuğa verilmez. Mesela Aleyna bir isim değildir, iki hecelik bir zarftır. Geçtiği yere göre de manası değişir. Bunu isim olarak kullanmak Arap diliyle ilgili bilgimiz olmadığını gösteriyor. Mesela Sanem, put anlamına geldiği gibi mecaz olarak da çok güzel demektir. Burada önemli olan bu kelimeler kullanıldığı zaman yahut anlamları hatıra gelince insanı utandırıp mahçup etmeyecek ve kötü anlamlar içermeyecek şekilde olmasıdır" dedi.


Kaynak : http://www.internethaber.com/kurani-kerimdeki-isimler-kuran-kurandaki-mekruh-esma-ul-husna-allahin-isimleri--467610h.htm#ixzz28qX2uAYU





ANLAMINI BİLMEDEN ÇOCUKLARA VERİLEN KUR'AN'DAN KELİMELER
*Kezban : Yalancı demektir.
*Aleyna 'üstümüze bela sıkıntı aksın',
*Bekir, 'deve yavrusu' demektir. (Hz. Ebubekir'in ismi Abdullah'tır Ebubekir lakabıdır.)
*Rumeysa 'gözü çapaklı kadın' demektir.
*Hüreyre, 'kedicik' demektir.
*Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir.
*Melis, Yunan mitolojisinde 'tanrıça' demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir.
*Erçin 'ücret' anlamına gelir.
*Gülsüm : Gariban, zavallı kimsesiz anlamındadır.
*Julide: Farsça'da dağınık, perişan demektir.
*İrem: Cennet bahçesi olarak bilinen İrem ise Allah'ın gazabına uğrayan sahte cennettir.
*Bade ismi içki demektir.
*Hannas ismi şeytanın ismi.

KUR'AN'DA VAR DİYE BU İSİMLERİ ÇOCUKLARINIZA VERMEYİN! MEKRUH OLAN İSİMLER (haberinden okuyabilirsiniz) Link aşağıda

Kaynak : http://www.internethaber.com/kurani-kerimdeki-isimler-kuran-kurandaki-mekruh-esma-ul-husna-allahin-isimleri--467610h.htm#ixzz28qW0fgDa


Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, Kur'anda var olan ama anlamları çok tehlikeli olan o isimleri açıkladı...

Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, ''Aileler çocuklarına Kur'an'dan isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler. Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir. Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı demektir'' dedi.

Yrd. Doç. Dr. Öztürk, çocuğa isim vermenin kültürel, sosyal ve dini açıdan önemli bir konu olduğuna işaret etti. Pek çok ailenin Kur'an-ı Kerim'de geçen isimleri çocuklarına vermek istediklerini söyleyen Öztürk, Kur'an'da geçen her kelimenin ise isim olarak konulamayacağını hatırlattı.



Günümüzde yaygın olan ve Kur'an'da geçtiği için konulan çok sayıda ismin anlamının yanlış olarak bilindiğini, gerçek anlamlarının ise isim olarak verilemeyeceğini ifade eden Öztürk, çocuklarına Kur'an'dan isim koymak isteyen aileleri seçici davranmaları konusunda uyardı.

ANLAMLARINI BİLMEDEN VERİYORLAR
Kuran'dan isim konulurken seçilen kelimenin gerçek anlamının öğrenilmesi için uzman kişilere danışılmasını tavsiye eden Öztürk, isim kitaplarında veya internette geçen adların anlamlarının da irdelenmesini istedi.
Öztürk, şöyle devam etti:
''Aileler çocuklarına Kuran'dan isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler. Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir, Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı aksın demektir. Kuran'da geçen her kelimenin isim olmayacağı bilinmelidir. Kur'an-ı Kerim'de geçen her kelime 'Bu Kuran'da geçiyor isim olur'' mantığıyla çocuklara verilmemelidir. Kur'an'da geçen kelimelerin anlamı iyi bilinmelidir.

İSİMLER VE MANALARI


*Kezban ismi Kur'an'da geçiyor diye veriliyor. Oysa Kezban yalancı demektir. Çocuğa bu ismi koyarsanız, 'yalancı, yalancı' diye çağırmak zorunda kalırsınız.
*Aleyna 'üstümüze bela sıkıntı aksın',
*Bekir, 'deve yavrusu' demektir. Hz. Ebubekir'in ismi Abdullah'tır Ebubekir lakabıdır. Bu husus karıştırılmamalıdır.
*Rumeysa 'gözü çapaklı kadın' demektir.
*Hüreyre, 'kedicik' demektir.
*Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir, Allah'tan başka ilah mı olur? Çocuğa tanrı ismi konulmamalıdır.
*Melis, Yunan mitolojisinde 'tanrıça' demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir. *Erçin 'ücret' anlamına gelir. Bir insanın ücreti olamaz.''

İŞTE MEKRUH OLAN İSİMLER

Dinen mekruh sayılan isimler de olduğunu vurgulayan Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Resul, Nebi, Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil isimleri konulmamalı, hoş değil.
*Samet ismi, hiç kimseye muhtaç olmayan demektir. Bu sadece Allah'a mahsus bir durumdur, isim olarak kullanılamaz.
*Gülsüm gariban, zavallı kimsesiz anlamındadır.
*Julide Farsça'da dağınık, perişan demektir.
*İrem: Cennet bahçesi olarak bilinen İrem ise Allah'ın gazabına uğrayan sahte cennettir.
*Bade ismi içki demektir.
*Hannas ismi şeytanın ismi.
*Alara, Rosa, İleyda bunlar İslam isimleri değil gayrimüslim isimleridir ve çocuklara konulmamalıdır. Anlamı kötü olan, anlamsız şeyler de çocuklara isim olarak konulmamalıdır.''

HER DİLDEN İSİM OLABİLİR!
Yrd. Doç. Dr. Öztürk, ''İsim her dilden olabilir. Yeter ki anlamı güzel olsun, yaşadığı toplum ve kültüre yabancı olmasın'' dedi.
Barış, Mert, Özgür, Sevgi gibi isimlerin kullanılabileceğini, aynı şekilde Kerim, Macit, Zeynep, Hasan, Abdullah, Kevser, Abdurrahman gibi isimlerin çocuklara verilmesinde bir sakınca olmadığını aktaran Öztürk, isimlerde Allah'a kulluğun ifade edilmesi gerektiğini vurgulayarak, İslam büyüklerinden hatıra kalan isimlerin kullanılabileceğini, halk arasında yaygın olan Fatma, Ayşe, Ahmet, Mehmet, Muhammet, Mustafa, Zeynep gibi isimlerin de benimsendiğini söyledi.


Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk'ün açıklaması ile 'dini' isimler mercek altına alındı. İlahiyatçılar bakın ne diyor?

 Kur'an'daki bazı kelimeleri isim olarak koyanları açıklamaları ile şaşkına çeviren Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, Habertürk'te canlı yayına katıldı.

Müftü Öztürk açıklamalarındaki asıl maksadın, "manası bilinmeyen kelimelerin" çocuklara isim olarak konulmasının yanlış olduğunu göstermek olduğunu söyledi.

Kur'an'ı Kerim'in ilim ve din kitabı olduğunu hatırlatan Müftü Öztürk, "Kuranı Kerim isim verme kitabı değildir. Ku'an 'ı Kerim bir bilmece kitabı değildir. Kur'an bir şifre kitabı değildir. Son dönemde insanlar isimler güzel olsun diye Kur'andan herhangi bir kelimeyi alıp veriyorlar. Buna dikkat çektim bende..." dedi.

MANASI GÜZEL OLSUN

İsimlerin manalarına önem verilmesi gerektiğinin altını çizen Müftü Öztürk, "Ben isimler üzerinde durmuyorum. Güzel isim olsun. Sırf Kur'anda geçiyor diye çocuğa isim koymak yanlıştır. İsimler örf ve adetlerimize uygun olmalı, halkın kabul ettiği isimler çocuklara isim olarak verilebilir." diye konuştu.

İnsanların çocuklarına koydukları isimleri eleştirmek ya da tenkit etmek gibi bir niyetinin olmadığını vurgulayan müftü, çocuğa ad verilirken halka mal olmuş, sevilen ve manası güzel olan isimlerin tercih edilmesini önerdi.

ALLAH'IN İSİMLERİNİ VERMEK GÜNAH MI?

Rahman, Celil, Cemal, Aziz, Baki, Gafur, Gani, Hadi, Hafız, Halim, Kerim, Latif, Mecid, Metin, Veli, Zahir gibi Esma ül Hüsna'daki isimlerden birini çocuklara vermek günah mıdır?

Habertürk'teki canlı yayına katılan ilahiyatçı Profesör Doktor Saim Yeprem bu isimleri koymanın "günah" olmadığını ancak makbul de olmayacağını söyledi. Sebebini de şöyle izah etti;

"Bu isimlerin Allah'ın isimleri olduğu düşünüldüğünde çocuğunuzu azarlayıp kızdığınızda, ona kötü bir söz söylediğinizde Allah'ın o sıfatına da kızmış, kötü söz etmiş oluyorsunuz. Allah'ın isimlere insanlara konulduğunda yanlış hitaplara sebep olabilir. Buna rağmen dinde kesin bir hüküm yoktur".

HANGİ İSİMLER KONULMALI?

Profesör Yeprem'e göre Kur'an'dan rastgele isim seçmek çok yanlış. Zira mana bilinmediği için çocuğa farkına varmadan kötü bir sıfat verilmiş oluyor.

Önemli olanın verilen ismin manası olduğuna dikkat çeken Prof. Yeprem, "Peygamberimizin çocuklarınıza iyi güzel isimler koyun tavsiyesi vardır. Toplumda benimsenmiş, bilinen, sevilen isimleri koymakta fayda var. Bir kelime sırf Kur'an'da geçiyor diye çocuğa verilmez. Mesela Aleyna bir isim değildir, iki hecelik bir zarftır. Geçtiği yere göre de manası değişir. Bunu isim olarak kullanmak Arap diliyle ilgili bilgimiz olmadığını gösteriyor. Mesela Sanem, put anlamına geldiği gibi mecaz olarak da çok güzel demektir. Burada önemli olan bu kelimeler kullanıldığı zaman yahut anlamları hatıra gelince insanı utandırıp mahçup etmeyecek ve kötü anlamlar içermeyecek şekilde olmasıdır" dedi.


Kaynak : http://www.internethaber.com/kurani-kerimdeki-isimler-kuran-kurandaki-mekruh-esma-ul-husna-allahin-isimleri--467610h.htm#ixzz28qX2uAYU






BATILI YAŞAM TARZI ARZUSU BOŞANMA SEBEBİ

Geçmiş yılların aksine boşanmalarda ekonomik sorunların ilk sırada yer almadığına dikkat çeken Köse, geleneksel değerlerin çözülmesinin de bu oranı artırdığına inanıyor. Yazılı ve görsel medyanın toplumu geleneksel Türk aile yapısından uzaklaştırdığına vurgu yapan Avukat Köse, şunları söylüyor: “Televizyonlarda gösterilen diziler, söyleşiler, programlar milletin değerlerine zarar veriyor. Yoğun çalışma hayatına katılan kadın ve erkeklerin aileden uzaklaşması, yeni ilişkiler ve bu ilişkilerle beraber ekonomik zorluklar boşanma sürecini hızlandırıyor. Özellikle batılı ülkelerdeki yaşama biçimlerine özenti, tek başına hayat kurmayı özgürlük olarak algılama boşanmaların birinci sebebi olarak dikkat çekiyor. Boşanmaya karar veren çiftler sudan bahanelerle evlilikleri bitiyor. Duruşmalarda tanık oluyoruz, gerçekten incir çekirdeğini doldurmayacak konularla çiftler ayrılıyor, çocuklar mağdur oluyor.”



AİLE MAHKEMELERİ BOŞAMAMAK İÇİN MESAİ HARCIYOR

Anlaşmalı boşanmalarda davanın ilk celsede tamamlandığını, ihtilaflı boşanmaların ise yıllarca sürebildiğini anlatan Ahmet Köse, aile mahkemelerinin çiftleri ikna etmek için çabalarını kaydediyor.

Aile danışmanı psikiyatri hizmetlerinin artırılmasıyla yuvaların korunabileceğini belirten Avukat Köse, çocuğun da boşanmaya karşı çiftlerin tahammülünü artırdığına vurgu yapıyor. Köse, “Çocuk tarafların müşterek sorumluluklarını ve beraberliklerini artırır, evlilik bir yuva olur. Çoğu kimse için çocuk, evliliği yuva yapan bir nimettir.” ifadesini kullanıyor.

KENDİ STANDARTLARIMIZ YERİNE TV’DEKİLERİ NORMALİZE EDİYORUZ

Bursa Özel Bahar Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Vildan Kavak ise televizyonun aile bireylerinin birbirine zaman ayırmasına engel olduğunun altını çiziyor.



Dizilerin bireylerin iletişim kurmasını engellediğini savunan Kavak, şunları söylüyor: “Dizilerin içeriğinden bağımsız olarak söylemek gerekirse, ailedeki iletişimi, paylaşımı olumsuz etkilediğini biliyoruz. Direkt aile yapısına yönelik yayınlarda bu yapıya zarar veriyor. Dizilerdeki boşanma ve aldatma gibi olumsuz davranışlar olumsuz etkiler oluşturuyor. Yapacaklarımızı kendi standartlarımıza göre belirleyemiyoruz. Kendi değer yargılarımıza göre değil, dizilerdeki karakterleri normalize ederek yapacaklarımızı belirliyoruz.”

EVLİLİKTE İLK 5 YIL ÖNEMLİ

TUİK’in verilerine göre boşanmalar en fazla evliliğin ilk beş yılında yaşanıyor. 2006 yılı verileri baz alındığında boşananların yüzde 42,6’sının evliliğinin beşinci yılını tamamlamamış çiftler olduğu gerçeği dikkat çekiyor. 2007’de bu oran yüzde 41,8 olarak gerçekleşti. 2008’de yüzde 41,3 olarak kayıtlara geçen bu oran 2009’da 40,1, 2010’un ilk 9 ayında ise yüzde 40 oldu.

Yıllara göre evlenme ve boşanma rakamları:

Yıl – Evlenen – Boşanan
2005 – 641.241 – 95.895
2006 – 636.121 – 93.489
2007 – 638.311 – 94.219
2008 – 641.973 – 99.663
2009 – 591.742 – 114.162

Tür: GENEL HABERLER



BATILI YAŞAM TARZI ARZUSU BOŞANMA SEBEBİ

Geçmiş yılların aksine boşanmalarda ekonomik sorunların ilk sırada yer almadığına dikkat çeken Köse, geleneksel değerlerin çözülmesinin de bu oranı artırdığına inanıyor. Yazılı ve görsel medyanın toplumu geleneksel Türk aile yapısından uzaklaştırdığına vurgu yapan Avukat Köse, şunları söylüyor: “Televizyonlarda gösterilen diziler, söyleşiler, programlar milletin değerlerine zarar veriyor. Yoğun çalışma hayatına katılan kadın ve erkeklerin aileden uzaklaşması, yeni ilişkiler ve bu ilişkilerle beraber ekonomik zorluklar boşanma sürecini hızlandırıyor. Özellikle batılı ülkelerdeki yaşama biçimlerine özenti, tek başına hayat kurmayı özgürlük olarak algılama boşanmaların birinci sebebi olarak dikkat çekiyor. Boşanmaya karar veren çiftler sudan bahanelerle evlilikleri bitiyor. Duruşmalarda tanık oluyoruz, gerçekten incir çekirdeğini doldurmayacak konularla çiftler ayrılıyor, çocuklar mağdur oluyor.”



AİLE MAHKEMELERİ BOŞAMAMAK İÇİN MESAİ HARCIYOR

Anlaşmalı boşanmalarda davanın ilk celsede tamamlandığını, ihtilaflı boşanmaların ise yıllarca sürebildiğini anlatan Ahmet Köse, aile mahkemelerinin çiftleri ikna etmek için çabalarını kaydediyor.

Aile danışmanı psikiyatri hizmetlerinin artırılmasıyla yuvaların korunabileceğini belirten Avukat Köse, çocuğun da boşanmaya karşı çiftlerin tahammülünü artırdığına vurgu yapıyor. Köse, “Çocuk tarafların müşterek sorumluluklarını ve beraberliklerini artırır, evlilik bir yuva olur. Çoğu kimse için çocuk, evliliği yuva yapan bir nimettir.” ifadesini kullanıyor.

KENDİ STANDARTLARIMIZ YERİNE TV’DEKİLERİ NORMALİZE EDİYORUZ

Bursa Özel Bahar Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Vildan Kavak ise televizyonun aile bireylerinin birbirine zaman ayırmasına engel olduğunun altını çiziyor.



Dizilerin bireylerin iletişim kurmasını engellediğini savunan Kavak, şunları söylüyor: “Dizilerin içeriğinden bağımsız olarak söylemek gerekirse, ailedeki iletişimi, paylaşımı olumsuz etkilediğini biliyoruz. Direkt aile yapısına yönelik yayınlarda bu yapıya zarar veriyor. Dizilerdeki boşanma ve aldatma gibi olumsuz davranışlar olumsuz etkiler oluşturuyor. Yapacaklarımızı kendi standartlarımıza göre belirleyemiyoruz. Kendi değer yargılarımıza göre değil, dizilerdeki karakterleri normalize ederek yapacaklarımızı belirliyoruz.”

EVLİLİKTE İLK 5 YIL ÖNEMLİ

TUİK’in verilerine göre boşanmalar en fazla evliliğin ilk beş yılında yaşanıyor. 2006 yılı verileri baz alındığında boşananların yüzde 42,6’sının evliliğinin beşinci yılını tamamlamamış çiftler olduğu gerçeği dikkat çekiyor. 2007’de bu oran yüzde 41,8 olarak gerçekleşti. 2008’de yüzde 41,3 olarak kayıtlara geçen bu oran 2009’da 40,1, 2010’un ilk 9 ayında ise yüzde 40 oldu.

Yıllara göre evlenme ve boşanma rakamları:

Yıl – Evlenen – Boşanan
2005 – 641.241 – 95.895
2006 – 636.121 – 93.489
2007 – 638.311 – 94.219
2008 – 641.973 – 99.663
2009 – 591.742 – 114.162

Tür: GENEL HABERLER


Depresyon, satın alma isteğini artırıyor. Çoğu zaman üzüntü, yalnızlık, kızgınlık ve engellenme gibi olumsuz duygular, satın almada artışa neden oluyor. Hastalar aldıkları eşyaların büyük kısmını paketinden bile çıkarmıyor, saklıyor


İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı ve Konsültasyon-Liyezon Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mine Özkan, alışveriş takıntısı hakkında bilgi verdi:

Alışveriş takıntısının belirtileri nelerdir?

Psikiyatri Literatürü'nde 1900'lü yılların başında 'Oniomania' olarak tanımlanmış olan bu bozukluk, son yıllarda 'kompulsif alışveriş' şeklinde de ele alınmaktadır. Bu rahatsızlıkta gözlenen belirtiler; sürekli zihinsel uğraşı, satın alma düşüncesi veya eyleminin belirgin bir huzursuzluğa yol açmasıdır. Bazı uzmanlar, kompulsif satın almanın, bireylerin boşluk ve mutsuzluk duygularını gidermek için kullandıkları telafi edici bir yöntem olduğunu ileri sürmüşlerdir.

SUÇLULUK DUYARLAR!

Hastalar, bu takıntıdan kurtulmak için neler yapıyorlar?

Kompulsif satın alma, çoğu zaman hatırı sayılır borçlara, aile ve evlilik ilişkilerinde kopmaya, hatta yasal zorluklara yol açmaktadır. Satın alma eyleminin peşinden suçluluk duygusu, utanç ve sıkıntı gelmektedir. Hastalar aldıkları eşyaların büyük kısmını paketinden bile çıkarmaz. Genellikle aldıklarını gizleme eğilimindedirler. Bu nedenle sık sık yalana başvururlar. Hastalar, girdikleri borçları ödeyebilmek için çeşitli yasadışı işlere bile girişebilirler. Çalıştıkları işyerinden hesabına para aktaran hastalarımız bile var.

Sosyo-ekonomik durumla ilişkisi var mı?

Kompulsif satın almayla ilgili çalışmalar kısıtlı olduğu için, bu hastalığa ait aile öyküsü çalışmaları da oldukça azdır. Ancak yapılan araştırmalarda sosyo-ekonomik durum ile bir ilişki bulunamamıştır.


KADINLAR İÇİN ÖNEMLİ

Takıntının kadın ve erkeklerde görülme sıklıklarında farklılık var mı?

Takıntının toplumda yüzde 2 ile 16 arası bir sıklıkta görüldüğü ve hastaların çoğunun kadın olduğu ortaya çıktı. Kadınlar genelde elbise, kozmetik eşya ve mücevhere karşı takıntılı bir ilgi duymakta, erkekler ise daha çok elektronik eşyaları tercih etmektedir. Alışverişin duygusallık ve kimlik ile ilgili boyutlarının kadınlar için erkeklerden daha önemli olduğu, kadınların alışveriş yapmayı sosyal etkileşim için olumlu bir davranış olarak gördüğü bilinmektedir.

Depresyonla ilişkisi var mı?

Yapılan çalışmalar, kompulsif satın almanın psikiyatrik rahatsızlıklarla ilişkili olduğunu göstermiştir. Bununla ilintili olarak, bu bozukluğu başka psikiyatrik bozuklukların (bağımlılık, duygu bozuklukları ya da obsesif kompulsif spektrum bozuklukları vb.) bir türevi olarak değerlendiren varsayımlar ortaya atılmıştır. Bütün bunlar, depresyonla kompulsif satın alma arasında bir ilişki olduğunu gösterir. Depresyon gibi duygulanımlar, kişilerin satın almaya yatkınlıklarını arttırır. Çoğu zaman üzüntü, yalnızlık, kızgınlık ve engellenme gibi olumsuz duygular satın almada artışa neden olur.

SATIN ALMA TAKINTISI OLANLAR ADETA AŞERİYOR!

Gençlerde görülüyor mu?

Hastalığın başlangıcı geç ergenlik ve erişkinlik dönemine rastlamakla birlikte, tam olarak yerleşmesi birkaç yılı alabilmektedir. Ergenlik döneminde görülmesi nadirdir.

MODAYI TAKİP EDİYORLAR

Marka takıntısı ile alışveriş takıntısı arasında ilişki var mı?

Alışveriş takıntısı, daha çok dürtü düzeyinde ele alınan bir rahatsızlıktır. Kompulsif satın almada davranışların karşı konulamazlığı ve denetlenemezliği, OKB'deki gereksiz, aşırı ve istenmeyen ritüelleri hatırlatır. Ancak, denetlenemeyen satın alma davranışı sergileyen hastalar, marka takıntısında çok görmediğimiz şekilde, adeta ilgili davranış öncesi aşerme yaşamakta ve davranış ortaya çıktığı andan itibaren hedonik bir hoşnutlukla karşılaşmaktadırlar. Bunların yanı sıra, yeniliklerin farkında olmak, son modayı takip etmek, pazarlıkla en uygun fiyatı elde ettiğine inanmak genelde bu tip kişilerde kendine olan güveni arttırır.

Modayı yakından takip eden biri olduğunu kanıtlamak için alışveriş yapanları nasıl değerlendirmeli?

odayı takip eden birisi için alışveriş yapma motivasyonu, normal alışveriş davranışı ile kompulsif alma davranışı sınırındaki bireylerde gözlenir.


ERGEN KİŞİLERDE GRUP YAŞLILARDA İLAÇ TEDAVİSİ!

Hangi kişilik tipleri risk altındadır?

Antisosyal, borderline, histrionik ve narsist kişilik bozuklukları, bu rahatsızlıkla daha sık birlikte görülür. Psikodinamik açıdan bakıldığında, kompulsif satın alma; narsistlik, zedelenme, psikolojik bağımlılık, öfke, utanç ve umutsuzluk gibi olumsuz duygular, boşluk ve yetersizlik hissi gibi çeşitli olgulara karşı bir savunma olarak işlev görür. Satın alma ya da paranın bir tür takıntı haline gelmesinde sadece biyolojik ya da psikolojik etmenler değil, içinde yaşadığımız toplumun bu davranışa bakış açısı da rol oynamaktadır. Bir davranış, toplum tarafından ne kadar kabul görürse, davranışsal bağımlılığa eğilimli kişilerin kendilerini rahatlatan bu tarz davranışları benimseyip devam ettirmesi daha kolay olur.

TEDAVİSİ ZOR DEĞİL!
Nasıl tedavi ediliyor?
Yaşlılarda farmakolojik (ilaç tedavisi) ve psikoterapötik yaklaşımın birarada kullanılması büyük yarar sağlar. Ergenlerde ise daha çok grup terapisi yararlı olabilir. Yine aile terapisinin de olumlu etkileri vardır. Bazı davranışsal tedavi yöntemleri ile motivasyon düşükken bile olumlu sonuçlar alınabilmektedir.

BENLİKLERİNİ KANITLAMAK İÇİN ALIŞVERİŞ YAPIYORLAR!

Özgüvenle ilişkisi var mı?

Kompulsif satın alma davranışının gelişiminde temel kabuller (kendilik değerinin düşüklüğü, incinebilirlik), ebeveynlerden birinin küçük yaşta kaybı, fiziksel yoksunluklar (sakatlık) bulunabilir. Hastaların kendileriyle igili algıları dar kapsamlıdır ve bazen gerçekle uyumsuz çarpıtmalar görülür. Bu da bazen özgüven eksikliği olarak özetlenebilecek bir görünümle karşımıza çıkar. Kişi, benlik algısını arttırmak için özellikle bazı nesneleri alma ihtiyacı duyabilir. Belirli bir konuyla ilgili nesneleri kompulsif şekilde alarak, o konu hakkında yeterli oldukları duygusunu yaşayabilirler.

Taklit marka kullanma ile marka takıntısı arasında ilişki var mı?

Taklit marka kullanımına, obsesif kompulsif spektrum rahatsızlıkları içerisinde değerlendirilebilecek bir davranış olarak bakamayız

HASTA ZORLANMAMALI, YAKINLARI YARDIM ETMELİ!

OKB tedavisinde terapi nasıl uygulanıyor?

Özellikle bilişsel-davranışçı terapide sıklıkla karşılaşılan düşünsel çarpıtmaları değiştirmeye yardımcı olan özgül yöntemler kullanılmaktadır. Takıntılara eşlik eden rahatsızlık ve kaygıyı azaltmak için, uzun süreli yinelenen uyaranlara karşı sinir sisteminin alıştırılması büyük önem taşır. Eğer korkulan durum gerçek hayatta yaratılamayacak bir durumsa (hastalanma korkusu gibi) 'imgesel karşı karşıya gelme' yöntemi kullanılabilir. Korkulan durum, yinelenen şekilde zihinde yaratılır. Ayrıca OKB hastalarının yakınları, hastanın yaşadığı zorlanmaları denetim altında tutamadığını göz önünde bulundurmalıdır. Hasta yakınları, hastayı tedaviye katılması için zorlamamalıdır.


Depresyon, satın alma isteğini artırıyor. Çoğu zaman üzüntü, yalnızlık, kızgınlık ve engellenme gibi olumsuz duygular, satın almada artışa neden oluyor. Hastalar aldıkları eşyaların büyük kısmını paketinden bile çıkarmıyor, saklıyor


İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı ve Konsültasyon-Liyezon Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mine Özkan, alışveriş takıntısı hakkında bilgi verdi:

Alışveriş takıntısının belirtileri nelerdir?

Psikiyatri Literatürü'nde 1900'lü yılların başında 'Oniomania' olarak tanımlanmış olan bu bozukluk, son yıllarda 'kompulsif alışveriş' şeklinde de ele alınmaktadır. Bu rahatsızlıkta gözlenen belirtiler; sürekli zihinsel uğraşı, satın alma düşüncesi veya eyleminin belirgin bir huzursuzluğa yol açmasıdır. Bazı uzmanlar, kompulsif satın almanın, bireylerin boşluk ve mutsuzluk duygularını gidermek için kullandıkları telafi edici bir yöntem olduğunu ileri sürmüşlerdir.

SUÇLULUK DUYARLAR!

Hastalar, bu takıntıdan kurtulmak için neler yapıyorlar?

Kompulsif satın alma, çoğu zaman hatırı sayılır borçlara, aile ve evlilik ilişkilerinde kopmaya, hatta yasal zorluklara yol açmaktadır. Satın alma eyleminin peşinden suçluluk duygusu, utanç ve sıkıntı gelmektedir. Hastalar aldıkları eşyaların büyük kısmını paketinden bile çıkarmaz. Genellikle aldıklarını gizleme eğilimindedirler. Bu nedenle sık sık yalana başvururlar. Hastalar, girdikleri borçları ödeyebilmek için çeşitli yasadışı işlere bile girişebilirler. Çalıştıkları işyerinden hesabına para aktaran hastalarımız bile var.

Sosyo-ekonomik durumla ilişkisi var mı?

Kompulsif satın almayla ilgili çalışmalar kısıtlı olduğu için, bu hastalığa ait aile öyküsü çalışmaları da oldukça azdır. Ancak yapılan araştırmalarda sosyo-ekonomik durum ile bir ilişki bulunamamıştır.


KADINLAR İÇİN ÖNEMLİ

Takıntının kadın ve erkeklerde görülme sıklıklarında farklılık var mı?

Takıntının toplumda yüzde 2 ile 16 arası bir sıklıkta görüldüğü ve hastaların çoğunun kadın olduğu ortaya çıktı. Kadınlar genelde elbise, kozmetik eşya ve mücevhere karşı takıntılı bir ilgi duymakta, erkekler ise daha çok elektronik eşyaları tercih etmektedir. Alışverişin duygusallık ve kimlik ile ilgili boyutlarının kadınlar için erkeklerden daha önemli olduğu, kadınların alışveriş yapmayı sosyal etkileşim için olumlu bir davranış olarak gördüğü bilinmektedir.

Depresyonla ilişkisi var mı?

Yapılan çalışmalar, kompulsif satın almanın psikiyatrik rahatsızlıklarla ilişkili olduğunu göstermiştir. Bununla ilintili olarak, bu bozukluğu başka psikiyatrik bozuklukların (bağımlılık, duygu bozuklukları ya da obsesif kompulsif spektrum bozuklukları vb.) bir türevi olarak değerlendiren varsayımlar ortaya atılmıştır. Bütün bunlar, depresyonla kompulsif satın alma arasında bir ilişki olduğunu gösterir. Depresyon gibi duygulanımlar, kişilerin satın almaya yatkınlıklarını arttırır. Çoğu zaman üzüntü, yalnızlık, kızgınlık ve engellenme gibi olumsuz duygular satın almada artışa neden olur.

SATIN ALMA TAKINTISI OLANLAR ADETA AŞERİYOR!

Gençlerde görülüyor mu?

Hastalığın başlangıcı geç ergenlik ve erişkinlik dönemine rastlamakla birlikte, tam olarak yerleşmesi birkaç yılı alabilmektedir. Ergenlik döneminde görülmesi nadirdir.

MODAYI TAKİP EDİYORLAR

Marka takıntısı ile alışveriş takıntısı arasında ilişki var mı?

Alışveriş takıntısı, daha çok dürtü düzeyinde ele alınan bir rahatsızlıktır. Kompulsif satın almada davranışların karşı konulamazlığı ve denetlenemezliği, OKB'deki gereksiz, aşırı ve istenmeyen ritüelleri hatırlatır. Ancak, denetlenemeyen satın alma davranışı sergileyen hastalar, marka takıntısında çok görmediğimiz şekilde, adeta ilgili davranış öncesi aşerme yaşamakta ve davranış ortaya çıktığı andan itibaren hedonik bir hoşnutlukla karşılaşmaktadırlar. Bunların yanı sıra, yeniliklerin farkında olmak, son modayı takip etmek, pazarlıkla en uygun fiyatı elde ettiğine inanmak genelde bu tip kişilerde kendine olan güveni arttırır.

Modayı yakından takip eden biri olduğunu kanıtlamak için alışveriş yapanları nasıl değerlendirmeli?

odayı takip eden birisi için alışveriş yapma motivasyonu, normal alışveriş davranışı ile kompulsif alma davranışı sınırındaki bireylerde gözlenir.


ERGEN KİŞİLERDE GRUP YAŞLILARDA İLAÇ TEDAVİSİ!

Hangi kişilik tipleri risk altındadır?

Antisosyal, borderline, histrionik ve narsist kişilik bozuklukları, bu rahatsızlıkla daha sık birlikte görülür. Psikodinamik açıdan bakıldığında, kompulsif satın alma; narsistlik, zedelenme, psikolojik bağımlılık, öfke, utanç ve umutsuzluk gibi olumsuz duygular, boşluk ve yetersizlik hissi gibi çeşitli olgulara karşı bir savunma olarak işlev görür. Satın alma ya da paranın bir tür takıntı haline gelmesinde sadece biyolojik ya da psikolojik etmenler değil, içinde yaşadığımız toplumun bu davranışa bakış açısı da rol oynamaktadır. Bir davranış, toplum tarafından ne kadar kabul görürse, davranışsal bağımlılığa eğilimli kişilerin kendilerini rahatlatan bu tarz davranışları benimseyip devam ettirmesi daha kolay olur.

TEDAVİSİ ZOR DEĞİL!
Nasıl tedavi ediliyor?
Yaşlılarda farmakolojik (ilaç tedavisi) ve psikoterapötik yaklaşımın birarada kullanılması büyük yarar sağlar. Ergenlerde ise daha çok grup terapisi yararlı olabilir. Yine aile terapisinin de olumlu etkileri vardır. Bazı davranışsal tedavi yöntemleri ile motivasyon düşükken bile olumlu sonuçlar alınabilmektedir.

BENLİKLERİNİ KANITLAMAK İÇİN ALIŞVERİŞ YAPIYORLAR!

Özgüvenle ilişkisi var mı?

Kompulsif satın alma davranışının gelişiminde temel kabuller (kendilik değerinin düşüklüğü, incinebilirlik), ebeveynlerden birinin küçük yaşta kaybı, fiziksel yoksunluklar (sakatlık) bulunabilir. Hastaların kendileriyle igili algıları dar kapsamlıdır ve bazen gerçekle uyumsuz çarpıtmalar görülür. Bu da bazen özgüven eksikliği olarak özetlenebilecek bir görünümle karşımıza çıkar. Kişi, benlik algısını arttırmak için özellikle bazı nesneleri alma ihtiyacı duyabilir. Belirli bir konuyla ilgili nesneleri kompulsif şekilde alarak, o konu hakkında yeterli oldukları duygusunu yaşayabilirler.

Taklit marka kullanma ile marka takıntısı arasında ilişki var mı?

Taklit marka kullanımına, obsesif kompulsif spektrum rahatsızlıkları içerisinde değerlendirilebilecek bir davranış olarak bakamayız

HASTA ZORLANMAMALI, YAKINLARI YARDIM ETMELİ!

OKB tedavisinde terapi nasıl uygulanıyor?

Özellikle bilişsel-davranışçı terapide sıklıkla karşılaşılan düşünsel çarpıtmaları değiştirmeye yardımcı olan özgül yöntemler kullanılmaktadır. Takıntılara eşlik eden rahatsızlık ve kaygıyı azaltmak için, uzun süreli yinelenen uyaranlara karşı sinir sisteminin alıştırılması büyük önem taşır. Eğer korkulan durum gerçek hayatta yaratılamayacak bir durumsa (hastalanma korkusu gibi) 'imgesel karşı karşıya gelme' yöntemi kullanılabilir. Korkulan durum, yinelenen şekilde zihinde yaratılır. Ayrıca OKB hastalarının yakınları, hastanın yaşadığı zorlanmaları denetim altında tutamadığını göz önünde bulundurmalıdır. Hasta yakınları, hastayı tedaviye katılması için zorlamamalıdır.



2005 yılından bu yana 604 bin çift boşandı. Aynı dönemde evlenenlerin sayısı
ise 3 milyon 700 bin.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2005 yılından bu yana 604 bin çift boşandı. Aynı dönemde evlenenlerin sayısı ise 3
milyon 700 bin. Uzmanlar, boşanma oranlarının son yıllarda gözle görülür şekilde arttığına dikkat çekiyor. Geçmiş yılların aksine
boşanmalarda ilk sırayı artık ekonomik sıkıntılar almıyor. Çalışma hayatının ağır yükü altında kalan erkek ve kadınlar 'daha rahat
yaşamak ve özgürce hareket etmek' için mahkemelerin yolunu tutuyor.
Boşanma davalarında yıllardır bilirkişi olarak görev yapan Sosyal Hizmet Uzmanı Avukat Ahmet Köse, her iki tarafın da yoğun iş
temposu sebebiyle birbirinden uzaklaştığını, bir süre sonra da ayrılmaya karar verdiklerini dile getiriyor. Uzman Klinik Psikolog Vildan
Kavak da ailedeki iletişim ve paylaşım eksikliğinin beraberinde ayrılmaları gerektiğine vurgu yapıyor.
Türkiye'de geçtiğimiz yılın ilk 9 ayında 87 bin 40 kişi boşandı. Yıl sonu itibariyle rakamın 120 bini bulduğu tahmin ediliyor. Avukat Ahmet
Köse, evliliklerin ekonomik sebeplerden ziyade 'sudan bahanelerle' bitirildiğini söylüyor. Boşanmaların daha çok evliliğin ilk 5 yılında
gerçekleştiğine işaret eden Köse, "Evli çiftler, tanıma sürecinde boşanmanın getireceği yükümlüklerin ne olacağını bilmeden
boşanıyor. Boşanmış ailelerin çocukları boşanmaya daha çok meyilli." diyor.
BATILI YAŞAM TARZI ARZUSU BOŞANMA SEBEBİ
Geçmiş yılların aksine boşanmalarda ekonomik sorunların ilk sırada yer almadığına dikkat çeken Köse, geleneksel değerlerin
çözülmesinin de bu oranı artırdığına inanıyor. Yazılı ve görsel medyanın toplumu geleneksel Türk aile yapısından uzaklaştırdığına
vurgu yapan Avukat Köse, şunları söylüyor: "Televizyonlarda gösterilen diziler, söyleşiler, programlar milletin değerlerine zarar veriyor.
Yoğun çalışma hayatına katılan kadın ve erkeklerin aileden uzaklaşması, yeni ilişkiler ve bu ilişkilerle beraber ekonomik zorluklar
boşanma sürecini hızlandırıyor. Özellikle batılı ülkelerdeki yaşama biçimlerine özenti, tek başına hayat kurmayı özgürlük olarak
algılama boşanmaların birinci sebebi olarak dikkat çekiyor. Boşanmaya karar veren çiftler sudan bahanelerle evlilikleri bitiyor.
Duruşmalarda tanık oluyoruz, gerçekten incir çekirdeğini doldurmayacak konularla çiftler ayrılıyor, çocuklar mağdur oluyor."
AİLE MAHKEMELERİ BOŞAMAMAK İÇİN MESAİ HARCIYOR
Anlaşmalı boşanmalarda davanın ilk celsede tamamlandığını, ihtilaflı boşanmaların ise yıllarca sürebildiğini anlatan Ahmet Köse, aile
mahkemelerinin çiftleri ikna etmek için çabalarını kaydediyor.
Aile danışmanı psikiyatri hizmetlerinin artırılmasıyla yuvaların korunabileceğini belirten Avukat Köse, çocuğun da boşanmaya karşı
çiftlerin tahammülünü artırdığına vurgu yapıyor. Köse, "Çocuk tarafların müşterek sorumluluklarını ve beraberliklerini artırır, evlilik bir
yuva olur. Çoğu kimse için çocuk, evliliği yuva yapan bir nimettir." ifadesini kullanıyor.
KENDİ STANDARTLARIMIZ YERİNE TV'DEKİLERİ NORMALİZE EDİYORUZ
Uzman Klinik Psikolog Vildan Kavak ise televizyonun aile bireylerinin birbirine zaman ayırmasına engel olduğunun altını çiziyor.
Dizilerin bireylerin iletişim kurmasını engellediğini savunan Kavak, şunları söylüyor: "Dizilerin içeriğinden bağımsız olarak söylemek
gerekirse, ailedeki iletişimi, paylaşımı olumsuz etkilediğini biliyoruz. Direkt aile yapısına yönelik yayınlarda bu yapıya zarar veriyor.
Dizilerdeki boşanma ve aldatma gibi olumsuz davranışlar olumsuz etkiler oluşturuyor. Yapacaklarımızı kendi standartlarımıza göre
belirleyemiyoruz. Kendi değer yargılarımıza göre değil, dizilerdeki karakterleri normalize ederek yapacaklarımızı belirliyoruz."
EVLİLİKTE İLK 5 YIL ÖNEMLİ
TÜİK'in verilerine göre boşanmalar en fazla evliliğin ilk beş yılında yaşanıyor. 2006 yılı verileri baz alındığında boşananların yüzde
42,6'sının evliliğinin beşinci yılını tamamlamamış çiftler olduğu gerçeği dikkat çekiyor. 2007'de bu oran yüzde 41,8 olarak gerçekleşti.
2008'de yüzde 41,3 olarak kayıtlara geçen bu oran 2009'da 40,1, 2010'un ilk 9 ayında ise yüzde 40 oldu.
Habertürk



2005 yılından bu yana 604 bin çift boşandı. Aynı dönemde evlenenlerin sayısı
ise 3 milyon 700 bin.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2005 yılından bu yana 604 bin çift boşandı. Aynı dönemde evlenenlerin sayısı ise 3
milyon 700 bin. Uzmanlar, boşanma oranlarının son yıllarda gözle görülür şekilde arttığına dikkat çekiyor. Geçmiş yılların aksine
boşanmalarda ilk sırayı artık ekonomik sıkıntılar almıyor. Çalışma hayatının ağır yükü altında kalan erkek ve kadınlar 'daha rahat
yaşamak ve özgürce hareket etmek' için mahkemelerin yolunu tutuyor.
Boşanma davalarında yıllardır bilirkişi olarak görev yapan Sosyal Hizmet Uzmanı Avukat Ahmet Köse, her iki tarafın da yoğun iş
temposu sebebiyle birbirinden uzaklaştığını, bir süre sonra da ayrılmaya karar verdiklerini dile getiriyor. Uzman Klinik Psikolog Vildan
Kavak da ailedeki iletişim ve paylaşım eksikliğinin beraberinde ayrılmaları gerektiğine vurgu yapıyor.
Türkiye'de geçtiğimiz yılın ilk 9 ayında 87 bin 40 kişi boşandı. Yıl sonu itibariyle rakamın 120 bini bulduğu tahmin ediliyor. Avukat Ahmet
Köse, evliliklerin ekonomik sebeplerden ziyade 'sudan bahanelerle' bitirildiğini söylüyor. Boşanmaların daha çok evliliğin ilk 5 yılında
gerçekleştiğine işaret eden Köse, "Evli çiftler, tanıma sürecinde boşanmanın getireceği yükümlüklerin ne olacağını bilmeden
boşanıyor. Boşanmış ailelerin çocukları boşanmaya daha çok meyilli." diyor.
BATILI YAŞAM TARZI ARZUSU BOŞANMA SEBEBİ
Geçmiş yılların aksine boşanmalarda ekonomik sorunların ilk sırada yer almadığına dikkat çeken Köse, geleneksel değerlerin
çözülmesinin de bu oranı artırdığına inanıyor. Yazılı ve görsel medyanın toplumu geleneksel Türk aile yapısından uzaklaştırdığına
vurgu yapan Avukat Köse, şunları söylüyor: "Televizyonlarda gösterilen diziler, söyleşiler, programlar milletin değerlerine zarar veriyor.
Yoğun çalışma hayatına katılan kadın ve erkeklerin aileden uzaklaşması, yeni ilişkiler ve bu ilişkilerle beraber ekonomik zorluklar
boşanma sürecini hızlandırıyor. Özellikle batılı ülkelerdeki yaşama biçimlerine özenti, tek başına hayat kurmayı özgürlük olarak
algılama boşanmaların birinci sebebi olarak dikkat çekiyor. Boşanmaya karar veren çiftler sudan bahanelerle evlilikleri bitiyor.
Duruşmalarda tanık oluyoruz, gerçekten incir çekirdeğini doldurmayacak konularla çiftler ayrılıyor, çocuklar mağdur oluyor."
AİLE MAHKEMELERİ BOŞAMAMAK İÇİN MESAİ HARCIYOR
Anlaşmalı boşanmalarda davanın ilk celsede tamamlandığını, ihtilaflı boşanmaların ise yıllarca sürebildiğini anlatan Ahmet Köse, aile
mahkemelerinin çiftleri ikna etmek için çabalarını kaydediyor.
Aile danışmanı psikiyatri hizmetlerinin artırılmasıyla yuvaların korunabileceğini belirten Avukat Köse, çocuğun da boşanmaya karşı
çiftlerin tahammülünü artırdığına vurgu yapıyor. Köse, "Çocuk tarafların müşterek sorumluluklarını ve beraberliklerini artırır, evlilik bir
yuva olur. Çoğu kimse için çocuk, evliliği yuva yapan bir nimettir." ifadesini kullanıyor.
KENDİ STANDARTLARIMIZ YERİNE TV'DEKİLERİ NORMALİZE EDİYORUZ
Uzman Klinik Psikolog Vildan Kavak ise televizyonun aile bireylerinin birbirine zaman ayırmasına engel olduğunun altını çiziyor.
Dizilerin bireylerin iletişim kurmasını engellediğini savunan Kavak, şunları söylüyor: "Dizilerin içeriğinden bağımsız olarak söylemek
gerekirse, ailedeki iletişimi, paylaşımı olumsuz etkilediğini biliyoruz. Direkt aile yapısına yönelik yayınlarda bu yapıya zarar veriyor.
Dizilerdeki boşanma ve aldatma gibi olumsuz davranışlar olumsuz etkiler oluşturuyor. Yapacaklarımızı kendi standartlarımıza göre
belirleyemiyoruz. Kendi değer yargılarımıza göre değil, dizilerdeki karakterleri normalize ederek yapacaklarımızı belirliyoruz."
EVLİLİKTE İLK 5 YIL ÖNEMLİ
TÜİK'in verilerine göre boşanmalar en fazla evliliğin ilk beş yılında yaşanıyor. 2006 yılı verileri baz alındığında boşananların yüzde
42,6'sının evliliğinin beşinci yılını tamamlamamış çiftler olduğu gerçeği dikkat çekiyor. 2007'de bu oran yüzde 41,8 olarak gerçekleşti.
2008'de yüzde 41,3 olarak kayıtlara geçen bu oran 2009'da 40,1, 2010'un ilk 9 ayında ise yüzde 40 oldu.
Habertürk


Türkçe kelimeler yerine kullanılan yabancı kelimeler nelerdir?

Artık Türkçe kelimeler yerine hayatımıza iyice giren yabancı kelimeler korumamız gereken dilimizi bozuyor. Türkçe kelimeler yerine kullanılan yabancı kelimeler bir anda hayatımıza girdi. Peki, günlük hayatta en çok kullandığımız yabancı kelimeler hangiler



İLGİLİ HABERLER
»  Dilin önemine dikkat çekti
»  Erdoğan'ın hayatını değiştiren iki kitap
»   "Meseleye Türkçe bakmak lazım"
»  TBMM çok dilli oluyor
"Türk demek Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene!" Atatürk’ün bu sözünü felsefe haline getirmemiz gerekirken Türkçe yerine artık yabancı kelimelerle konuşarak gözümüz gibi bakmamız gereken dilimize en büyük kötülüğü yapıyoruz.

Türkçe hem çok zengin hem de kullanışlı bir dil. Ancak nedense çoğunluk yabancı kelimeler kullanmayı daha çok seviyor. Hatta öyle ki bazı kelimelerin Türkçesini ağzımıza bile almaz olduk.

5-10 yıldır Türkçe’den çok yabancı kelimelerle günlük konuşmalarımızı yapar olduk. İnternetin yaygınlaşmasıyla bir anda hayatımıza giren yabancı kelimeleri Türkçe’den daha çok kullanıyoruz. Ancak yabancı kelimelerin çok olmasının Türkçe’yi yozlaştırdığının ve körelttiğinin farkına varmamız lazım.

Peki, en çok hangi yabancı kelimeleri kullanıyoruz? İşte Türkçe kelimelerin ‘yerini alan’ yabancı kelimeler…

detone olmak-----------ses kayması, tonu bulamama
fenomen--------------görüngü ve olay, olağanüstü şey, harika, olgu
marjınal--------------sıra dışı, uç, uçta
free-----------------serbest, bedava
dökümentıri------------belgesel

start almak ------------başlamak
center ---------------merkez
relax olmak------------rahatlamak
e-maıl ---------------e-posta
komünikasyon ----------iletişim
cv----------------- özgeçmiş
okey ---------------tamam
trend--------------- eğilim
spontane------------- kendiliğinden
link ---------------- bağlantı

exıt----------------- çıkış
check etmek------------ kontrol etmek
feedback-------------- geribildirim
full-tıme -------------- tam gün
koordinasyon----------- eşgüdüm
absürt--------------- saçma
adapte olmak----------- uyum sağlamak
laptop---------------dizüstü bilgisayar
provoke etmek----------kışkırtmak
jenerasyon------------nesil, kuşak

objektif--------------nesnel, tarafsız
deklare etmek---------- bildirmek
star----------------yıldız
perspektif------------- bakış açısı
entegre olmak---------- bütünleşmek
nıck name-------------takma ad
partner-------------- eş
okeylemek------------ onaylamak
antipatik ------------- sevimsiz, itici
mantalite ------------- anlayış, zihniyet

illegal---------------- yasadışı
tımıng (tayming)-------------zamanlama
caterıng---------------- yemek hizmeti
departman--------------- bölüm
revize etmek-------------- yenilemek
global----------------- küresel
sempatik---------------- sevimli, canayakın
securıty----------------güvenlik
prınter-----------------yazıcı
elimine etmek------------- elemek

izolasyon-------------- yalıtım
data-----------------veri
prezantasyon------------ sunum
fınısh-----------------bitiş, varış
download etmek-----------indirmek
monoton--------------- tekdüze
konsensus -------------- uzlaşma
full------------------tam, dolu
emergency -------------- acil
ambiyans--------------- hava, ortam

versiyon----------------sürüm, uyarlama
ekstra----------------- fazladan
imitasyon --------------- taklit
optimist---------------- iyimser
save etmek--------------- kaydetmek
adisyon-----------------hesap fişi
prınt out ----------------çıktı
anons etmek-------------- duyurmak
bodyguard --------------- koruma
doküman---------------- belge

dizayn----------------- tasarım
analiz-----------------çözümleme
onlıne----------------- çevrimiçi
kriter----------------- ölçüt
part-time --------------- yarı zamanlı
pesimist---------------- karamsar
slayt----------------- yansı
empoze etmek------------- dayatmak
drıver----------------- sürücü
bye bye----------------- hoşça kal
kaynak: http://www.gazete5.com/haber/turkce-kelimeler-yerine-kullanilan-yabanci-kelimeler-nelerdir-231150.htm


Türkçe kelimeler yerine kullanılan yabancı kelimeler nelerdir?

Artık Türkçe kelimeler yerine hayatımıza iyice giren yabancı kelimeler korumamız gereken dilimizi bozuyor. Türkçe kelimeler yerine kullanılan yabancı kelimeler bir anda hayatımıza girdi. Peki, günlük hayatta en çok kullandığımız yabancı kelimeler hangiler



İLGİLİ HABERLER
»  Dilin önemine dikkat çekti
»  Erdoğan'ın hayatını değiştiren iki kitap
»   "Meseleye Türkçe bakmak lazım"
»  TBMM çok dilli oluyor
"Türk demek Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene!" Atatürk’ün bu sözünü felsefe haline getirmemiz gerekirken Türkçe yerine artık yabancı kelimelerle konuşarak gözümüz gibi bakmamız gereken dilimize en büyük kötülüğü yapıyoruz.

Türkçe hem çok zengin hem de kullanışlı bir dil. Ancak nedense çoğunluk yabancı kelimeler kullanmayı daha çok seviyor. Hatta öyle ki bazı kelimelerin Türkçesini ağzımıza bile almaz olduk.

5-10 yıldır Türkçe’den çok yabancı kelimelerle günlük konuşmalarımızı yapar olduk. İnternetin yaygınlaşmasıyla bir anda hayatımıza giren yabancı kelimeleri Türkçe’den daha çok kullanıyoruz. Ancak yabancı kelimelerin çok olmasının Türkçe’yi yozlaştırdığının ve körelttiğinin farkına varmamız lazım.

Peki, en çok hangi yabancı kelimeleri kullanıyoruz? İşte Türkçe kelimelerin ‘yerini alan’ yabancı kelimeler…

detone olmak-----------ses kayması, tonu bulamama
fenomen--------------görüngü ve olay, olağanüstü şey, harika, olgu
marjınal--------------sıra dışı, uç, uçta
free-----------------serbest, bedava
dökümentıri------------belgesel

start almak ------------başlamak
center ---------------merkez
relax olmak------------rahatlamak
e-maıl ---------------e-posta
komünikasyon ----------iletişim
cv----------------- özgeçmiş
okey ---------------tamam
trend--------------- eğilim
spontane------------- kendiliğinden
link ---------------- bağlantı

exıt----------------- çıkış
check etmek------------ kontrol etmek
feedback-------------- geribildirim
full-tıme -------------- tam gün
koordinasyon----------- eşgüdüm
absürt--------------- saçma
adapte olmak----------- uyum sağlamak
laptop---------------dizüstü bilgisayar
provoke etmek----------kışkırtmak
jenerasyon------------nesil, kuşak

objektif--------------nesnel, tarafsız
deklare etmek---------- bildirmek
star----------------yıldız
perspektif------------- bakış açısı
entegre olmak---------- bütünleşmek
nıck name-------------takma ad
partner-------------- eş
okeylemek------------ onaylamak
antipatik ------------- sevimsiz, itici
mantalite ------------- anlayış, zihniyet

illegal---------------- yasadışı
tımıng (tayming)-------------zamanlama
caterıng---------------- yemek hizmeti
departman--------------- bölüm
revize etmek-------------- yenilemek
global----------------- küresel
sempatik---------------- sevimli, canayakın
securıty----------------güvenlik
prınter-----------------yazıcı
elimine etmek------------- elemek

izolasyon-------------- yalıtım
data-----------------veri
prezantasyon------------ sunum
fınısh-----------------bitiş, varış
download etmek-----------indirmek
monoton--------------- tekdüze
konsensus -------------- uzlaşma
full------------------tam, dolu
emergency -------------- acil
ambiyans--------------- hava, ortam

versiyon----------------sürüm, uyarlama
ekstra----------------- fazladan
imitasyon --------------- taklit
optimist---------------- iyimser
save etmek--------------- kaydetmek
adisyon-----------------hesap fişi
prınt out ----------------çıktı
anons etmek-------------- duyurmak
bodyguard --------------- koruma
doküman---------------- belge

dizayn----------------- tasarım
analiz-----------------çözümleme
onlıne----------------- çevrimiçi
kriter----------------- ölçüt
part-time --------------- yarı zamanlı
pesimist---------------- karamsar
slayt----------------- yansı
empoze etmek------------- dayatmak
drıver----------------- sürücü
bye bye----------------- hoşça kal
kaynak: http://www.gazete5.com/haber/turkce-kelimeler-yerine-kullanilan-yabanci-kelimeler-nelerdir-231150.htm



Bilmiyorum hiç balta aldınız mı elinize. Ben elime balta aldım ve bu baltayı kütük ve sair cisimleri parçalamada kullandım. Kalkıp da dilimi baltalamadım.
Balta ile koca bir ağacı tek seferde yıkamaz, kesemezsiniz. Ağacı devirebilmeniz için birden fazla sağlam vuruş yapmanız gerekir. Dil kavramı koca bir çınardır ve bunun için de aynı şey geçerlidir. Oysa küçük bir kütüğü tek hamlede ikiye ayırmak kolaydır. Bizim kendi dilimiz de tarihimiz gibi eski koca bir çınardır. Dili yıkmak kolay değildir ama ağacı yıkmada devamlı vuruşların esaslılığı dil için de geçerlidir. İşte dilimizi de yıkmak için ne yazık ki -bilinçsizce demek istiyorum- bilinçsizce bir tavırla koca bir çınar olan dilimizi baltalıyoruz. Baltalıyoruz dilimizi(!)
İşletmelerimize verdiğimiz yabancı ve kurala uymayan isimlerle, beslediğimiz hayvanlara verdiğimiz yabancı isimlerle, en önemlisi dilimizde öz ve öz karşılığı bulunan kelimelerin yerine yabancı kelimeler kullanarak; baltalamakla kalmıyoruz dilimizi, bununla beraber dil ile başlayan kültürel yozlaşma da yaşıyoruz.
“Emirgan Çay Bahçesi” olan bir işletmenin adı neden “Tea House” olur (Bu işletme Urfa ilindedir), hem de ışıklandırmalı? Nedir bu çaba? Dikkat çekmek için yozlaşmayı hızlandırmak için mi? Neden “Eczane Su” diye bir isim kullanılır da “Su Eczanesi” olan doğru şekli kullanılmaz? Kişi neden evde beslediği köpeğine “alex” diye bir ad takar? Türkçe bir ad takılamaz mı? Konuşurken “tamam” yerine “okey”, “rahatlık” yerine “relaks”, “af edersiniz” yerine “pardon”, “alış-veriş merkezi” yerine “hiper, süper market” gibi kelimeleri kendi öz Türkçemizdeki kelimelere tercih ederiz. Bu yozlaşmanın başlangıcı olan gençler neden saçına, sakalına değişik şekiller verirler, neden suratlarına metal parçaları takarlar? Avrupalı olmak için mi?
Bakınız İstiklal Marşımızın Büyük Şairi Mehmet Akif ERSOY “UYAN” adlı şiirinin bir dörtlüğünde garp için nasıl bir bahiste bulunmuş:

Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!
Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
Korkuyorum, Garbın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin mel’anet.
Sevgili dostlar çağdaşlaşmak mı amacımız? Değilse neden bu yozlaşma ve dili baltalama çabası? Çağdaş olmak bu mudur ki? Çağdaş olmak bildiklerinle amel etmektir. Çağdaş olmak çevrendekilere faydalı olmaktır. Yere düşen kişiyi kaldırmaktır. Çağdaş olmak saygılı olmaktır. Komşuyu rahatsız etmemektir. Komşusu açken kendisi tok yatmamaktır çağdaşlık. Çağdaş olmak kendi kültürümüzü ve medeniyetimizi bırakıp başkalarının kültür ve medeniyetini yaşamak ve benimsemek değildir. Çağdaşlık Garb’a uymak değil kendi ahlaki ve kültürel değerlerimize sahip çıkmaktır. Eurovision Yarışmasında Türkçe sözlü şarkıyla çıkıp gururla yarışmaktır. Dilimizden utanmamamız gerek. Biz ya çağdaş olmayı beceremiyoruz ya da işimize geldiği gibi çağdaşlık kavramını kullanıyoruz.
Bizim kendi köklü bir medeniyetimiz var. Büyük bir dilimiz var. En çok konuşulan beş dil arasında olan bir Türkçemiz var. Baltalamak yerine bununla gururlanmalı ve dilimizi korumalıyız. Türkçemizi yaşatmalıyız ki millet olarak yaşayalım, var olalım. Çünkü dilini kaybeden bir millet her şeyini kaybeder.



Bilmiyorum hiç balta aldınız mı elinize. Ben elime balta aldım ve bu baltayı kütük ve sair cisimleri parçalamada kullandım. Kalkıp da dilimi baltalamadım.
Balta ile koca bir ağacı tek seferde yıkamaz, kesemezsiniz. Ağacı devirebilmeniz için birden fazla sağlam vuruş yapmanız gerekir. Dil kavramı koca bir çınardır ve bunun için de aynı şey geçerlidir. Oysa küçük bir kütüğü tek hamlede ikiye ayırmak kolaydır. Bizim kendi dilimiz de tarihimiz gibi eski koca bir çınardır. Dili yıkmak kolay değildir ama ağacı yıkmada devamlı vuruşların esaslılığı dil için de geçerlidir. İşte dilimizi de yıkmak için ne yazık ki -bilinçsizce demek istiyorum- bilinçsizce bir tavırla koca bir çınar olan dilimizi baltalıyoruz. Baltalıyoruz dilimizi(!)
İşletmelerimize verdiğimiz yabancı ve kurala uymayan isimlerle, beslediğimiz hayvanlara verdiğimiz yabancı isimlerle, en önemlisi dilimizde öz ve öz karşılığı bulunan kelimelerin yerine yabancı kelimeler kullanarak; baltalamakla kalmıyoruz dilimizi, bununla beraber dil ile başlayan kültürel yozlaşma da yaşıyoruz.
“Emirgan Çay Bahçesi” olan bir işletmenin adı neden “Tea House” olur (Bu işletme Urfa ilindedir), hem de ışıklandırmalı? Nedir bu çaba? Dikkat çekmek için yozlaşmayı hızlandırmak için mi? Neden “Eczane Su” diye bir isim kullanılır da “Su Eczanesi” olan doğru şekli kullanılmaz? Kişi neden evde beslediği köpeğine “alex” diye bir ad takar? Türkçe bir ad takılamaz mı? Konuşurken “tamam” yerine “okey”, “rahatlık” yerine “relaks”, “af edersiniz” yerine “pardon”, “alış-veriş merkezi” yerine “hiper, süper market” gibi kelimeleri kendi öz Türkçemizdeki kelimelere tercih ederiz. Bu yozlaşmanın başlangıcı olan gençler neden saçına, sakalına değişik şekiller verirler, neden suratlarına metal parçaları takarlar? Avrupalı olmak için mi?
Bakınız İstiklal Marşımızın Büyük Şairi Mehmet Akif ERSOY “UYAN” adlı şiirinin bir dörtlüğünde garp için nasıl bir bahiste bulunmuş:

Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!
Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
Korkuyorum, Garbın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin mel’anet.
Sevgili dostlar çağdaşlaşmak mı amacımız? Değilse neden bu yozlaşma ve dili baltalama çabası? Çağdaş olmak bu mudur ki? Çağdaş olmak bildiklerinle amel etmektir. Çağdaş olmak çevrendekilere faydalı olmaktır. Yere düşen kişiyi kaldırmaktır. Çağdaş olmak saygılı olmaktır. Komşuyu rahatsız etmemektir. Komşusu açken kendisi tok yatmamaktır çağdaşlık. Çağdaş olmak kendi kültürümüzü ve medeniyetimizi bırakıp başkalarının kültür ve medeniyetini yaşamak ve benimsemek değildir. Çağdaşlık Garb’a uymak değil kendi ahlaki ve kültürel değerlerimize sahip çıkmaktır. Eurovision Yarışmasında Türkçe sözlü şarkıyla çıkıp gururla yarışmaktır. Dilimizden utanmamamız gerek. Biz ya çağdaş olmayı beceremiyoruz ya da işimize geldiği gibi çağdaşlık kavramını kullanıyoruz.
Bizim kendi köklü bir medeniyetimiz var. Büyük bir dilimiz var. En çok konuşulan beş dil arasında olan bir Türkçemiz var. Baltalamak yerine bununla gururlanmalı ve dilimizi korumalıyız. Türkçemizi yaşatmalıyız ki millet olarak yaşayalım, var olalım. Çünkü dilini kaybeden bir millet her şeyini kaybeder.



Son zamanlarda dilde meydana gelen yabancılaşma giderek hızlanıyor. Bunun en çarpıcı örnekleri yabancı isimli mağazalardaki inanılmaz artış… Özellikle gelir düzeyi yüksek semtlerde kullanılan argoyla karışık İngilizce-Türkçe arası bir dil, sırf farklılık ve dikkat çekmek için kullanılan sözcükler ne yazık ki Türkçeyi kirletmeye devam ediyor. Televizyonlardaki kalitesiz programlar da bu kirlenmeyi arttıran en önemli faktörlerden biri… Gerçekte Türkiye’de üretilen malların sırf üzerinde yabancı bir isim var diye tercih edilmesi ise ayrı bir olay…

Ankara’nın 3 önemli caddesinde yaptığımız araştırmada karşımıza ilginç bir tablo çıktı. Bahçelievler 7.cadde de 90, Tunalı Hilmi caddesi’nde 98, Hoşdere Caddesi’nde 121 tane yabancı isimli mağaza tespit ettik. Daha çok gelir düzeyi yüksek kesimin ilgi gösterdiği bu 3 caddenin tabelalarında Türkçe kullanımı %40-50 civarında. İşte o caddeler ve tesbit edebildiğimiz yabancı tabelalı işletmeler.

BAHÇELİEVLER 7.CADDE (AŞKABAT) 90
Seven 7 Cafe
Dedem sandwich
Bulteks
Bulka Pizza& Kumpir
Veroni
Bulka Patisserie
Burger King
Tefal
Cafe Simao
Punch Cafe
Adrenal
Sport House
Line a Decor
Hosta Piknik
Mystical
Cottonland
T&T
Vivet
Denim’s
Tea House
Party7
Classic Cafe
Monopoly Cafe
Polo
Agelo
Denta
Surf
OZ
Classic Cafe
Reve

Destine Kız Öğrenci Yurdu
Happy Days Cafe & Patisserie
Pampero Cafe
Eskomed
Lotus Kuaför
Ice Salad Bar
Este Life
Rejuvi
Jolly Tours
Bosh
Jesebel
D&D Perfumum
Best
Chima
Journey
Day Light
Hobby Cafe
B&Ç Collection
Hobby Academie
Demonroe
Esk Sun
Kayer
Chicken Last Stop
Blouse
Cosso
Friend Hip
TeknoAr
Puzzle
Tita
Miss Cafe

Flor
Babet
Brothers Cafe
7.Cosmetic Center
Coth
Zaga
Renko Fotoğraf
Oxxo
A’la Carte Cafe
Mc Donalds
She
Home Sweet Home
Tabv
Tommy
Janga Cafe
Puffy Center
Mango
Paco
Alışveriş Home
Emba Emlak
Kuaför Laila
Yesar Hediyelik Eşya
Skynet İnternet Cafe
Kanke
Dame Moda
Teller
Demin Home
First Lady Kuaför
Caffein
Miss Takı





Ankara Tunalı Hilmi Caddesi’nde bu rakam 98’e çıkıyor. İsimler;




TUNALI HİLMİ CADDESİ (98)
Tekno mix
Beta Color
Rent a Car
Hira Concept
Dez Kuaför
Vocal
Koç Allianz
Lanet Eczane
Dodya Parfüm
Gren Techinc
Home Sweet Home
Crispino
Gökhun Music Store
Jolly Tours
City Diner
Pepsi Cade Pub
Kayra
Aleterm Estetik
Vakko
Yön Collection
Trios Ünlü
Anatolia Rent a Car
Dent Ankara
Helena
Mariggi
Medusa Cafe
Gusto
Dressy
Perlina
Daniel Hechter
Cibas
Karmen
Mc Donalds
Woot Kuaför


Odeka İşhanı
Jumbo Store
Cities Kuaför
Cafe Rosso
Bela Nilsa
Gordion Hotel
Data Set
My Emmy Dremaman
Chima
Monado Akapunktur
Dolfin Güzellik Salonu
B&D Bravo & Dolfilm
Karat
Journey
Punika Güzellik Salonu
Liza
Dermodern
KrYolan
Buhara
Giorgia Parfümeri
Study Abroad
Elizinn
Nona Moda Merkezi
Vision Porselen
Dentapol
Ledeland
Almed
Rodi
Viva Saat
Benetton
Dorsem
Chicco
A&Ş Collection
Herion
D&P Parfumum
Lezita
Milans
Yards
Spormey
Happy Hour&Plus
Atinon
Mark& Spencer
Mithat Selection
MNG Mango
Bambi
Veroni
West Kuruyemiş
Derm- Art
Tavko
Cambo
Jezebel
Miss Trendy
Oz Ayakkabı
EMPA
Check Bar
Mayam
Collezione
Buger king
Re/Max Lider
Golden
M’s kreasyon
Flavius
Golden Cafe Pub
Mado







Ankara Hoşdere caddesinde ise 121 yabancı isimli mağaza var. Özellikle Hoşdere Caddesi’nde yabancı tabelalar Türkçe tabelalara ezici bir üstünlük kurmuş. İnsan bir yerden sonra cadde de ki Türkçe isimli mağazaları, tabelaları yadırgamaya başlıyor.

HOŞDERE CADDESİ (121)
Air Pilot-Don Airlines
Royal Color
Sunlight Bar
Goodyear
Casio Air Service
Jasmin Club
Mado
Jolly
Effect Turizm
Kosca Pub
Silence Beach
Biyalo
Hairport-Kuaför
Grill Baget
Dedem Sandwich
Pioneer Frigidaire
Palmet
Pastahane Bistro
Tunus Color
Gima Superstore
Bumerang
Küppersbusch
Group 4 Secunicor
Vitra
H&B Perde
Tuna Copy Center Kırtasiye
Albera
Nexans
United Kuaför
Point
Carpet iem
Bagno Mio
Residance Hotel
GNC Line Well
Victoria Apart
Euro Plak
İnter Yatırım
Moda Life
Zen Kuaför
Drystem
Aittech

Lineadecor
Elite
Techostore
Artsan
Naturel
L’image
Perdeci
Yummy
Panasonic
Ra Kuaför
Jinekomed
Genesis Halı
Genesis Perde
Betty Coufeurre
Cineclub internet cafe
Le ante
Best Erkek Kuaförü
Supervision
Fitness Shop
Bellona
Livora Pastanesi
Kavli
Reneva
Soneks Bilgisayar
Omar
Espa Elektronik
Montel
Toshiba
Remax
Polo Mutfak
İntermak
Alfa
Tezgahcı
Tayf Kuruyemiş
Delta Rent a Car
Star Kuru Temizleme
Lilyum Çiçek
İnka Cinema Club
Pegiç Home Design
Nina Home Collection
Mega Stil Erkek Kuaförü

Selenia
S.T.D. Star Kuaför
Estetica Kuaför
FM Elektrik
Feba Group
Grup BİM
Sabrina
Cactus Patisserie
Filpa
Tobacco&Liquor
Devi
Pc Game
Slearpini
Mega Çelik Kapı
Alarko
Oxygen
Archticech
Mimoza Erkek kuaförü
İnfotech Bilgisayar
Rehau
Global Group
Pioneer
Marino
Alpine
Kinner
Chinese Restaurant
Fabric
Restore store
Mr.Clean
Grohe
Jeka
Yepetto
ANE
Berser
Norm Plus
Enaglus
Erka Elektronik
Viessmann
10-Car Rent a Car




Ankara’nın 3 önemli caddesine de yabancı isimli mağazalar hâkim olmuş durumda.

Türkçe tabelanın yadırgandığı caddelerden Hoşdere Caddesi’nde Estetica Kuaför ve Gis Club işletme sahiplerinin görüşlerini aldık. Türkçe yerine yabancı bir isim koymalarının nedenini sorduk;

Estetica Kuaför’ün sahibi Mesut ÇİT; “ Benim yabancı bir isim koymamın nedeni buranın geçmişten beri seçkin bir semt oluşudur. “estetica” sözcüğüne de dergilerden esinlenerek karar verdim. ATO ya da Çankaya Belediyesi’nden hiçbir yetkilinin bize tabelanız Türkçe olsa daha iyi olur ya da yabancı isim istemiyoruz gibi uyarıları olmadı. Sonuç olarak bizde Türkçe olsun isteriz tabelalarımız. Herkes yaparsa biz niye yapmayalım.”

Gis Club’ın sahibi Burç Mergen ; “GİS aile fertlerimizin adlarının baş harflerinin kısaltması. Yanına da Club’ın gideceğini düşündük. Böyle bir yer de club kelimesini daha uygun gördük Çünkü modern ve yenilikçi bir hava veriyor. Esasında tabelalardaki yabancılaşmanın o kadar da kötü olmadığını düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin yarısı cahil. Hiç değilse bilmeyenler yabancı dil öğrenebilirler. Bu yolla da batıya daha yakın olabiliriz. Zaten ATO ya da Çankaya Belediyesi’nin bu konuda bir yaptırımı olmadı.”

Haberimizle ilgili görüştüğümüz Çankaya Belediyesi Başkan Yardımcısı Duran YÖNEL şunları söyledi;

“Ruhsat verirken Türkçe olması yönünde sözlü olarak telkinlerimiz oluyor. Bu konuda yaptırımımız yok. Eğer yaptırım uygularsak düşüncesini gasp etmiş, kamu gücünü belediye üzerinden kullanmış oluruz. Bu da tercih ettiğimiz bir yöntem değildir. Bu konuda sivil toplum örgütleriyle de görüşmelerimiz oluyor. Dildeki yabancılaşmayı eğitim yoluyla halletmek istiyoruz. Hemen yarın yabancı isimler kalkıyor dersek olmaz. Bunun yerine Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi bir Kuvay-i Milliye ruhu ile konuyu çözüme kavuşturmalıyız. İçinde üniversitelerin, devletin, sivil toplum örgütlerinin, belediyelerin olduğu geniş bir katılımla hep birlikte çözüme kavuşturmalıyız. Ayrıca dildeki bu yabancılaşma bir dil emperyalizmi, bir kültür emperyalizmidir. Zaman içinde eğitim yoluyla çözüme kavuşturmak uygun olur. Belediye olarak düşüncemiz bu yönde.”

Ankara’nın önemli caddelerindeki, yabancı isimli mağazaların bu denli çok olması Ankara Ticaret Odası’nı da rahatsız etmiş olacak ki Oda Başkanı Sinan AYGÜN’den 06.12.2005 tarihinde yazılı bir açıklama geldi.. Konu hakkında yazılı açıklama yapan AYGÜN şunları söyledi;

“Nasıl çocuğumuza Hans, Jack, Tom adını koymuyorsak, işyerlerimize de ürünlerimize de yabancı isimler koymamalıyız. Simiti simmit, balonu baloon, salonu saloon, pazarı baazar şeklinde yazarak Türkçe’yi eğip büküyoruz gelin bu toplumsal talebi bir kampanyaya dönüştürelim. İşyerlerimizi, ürünlerimizi yabancı isimlerden arındıralım”

Mağazaların yabancı isimli olmasına da değinen AYGÜN şunları söyledi;

Yasalara göre şirketlerin ticaret ünvanlarının Türkçe olarak belirlendiğini, ancak bu maddeye bir istisna olarak şirketin faaliyet konusuna giren mal ve hizmetin yabancı dilde olması ya da şirket ortakları arasında bir yabancının olması halinde şirket isminde yabancı kelime bulundurulmasına izin verildiğini anlatan Aygün, “Caddeye çıktığımızda görüyoruz ki, istisna bir genel kural haline gelmiş. Etrafta Türkçe konuşan olmasa kendimizi yabancı bir ülkede hissetmememiz mümkün değil” diye konuştu.


Dildeki yabancılaşma ve yozlaşma sadece tabelalarla sınırlı değil tabii. Tabelalar adeta dile de yansımış Ankara’da 7.cadde, Tunalı Hilmi caddesi, Hoşdere Caddesi, Armada , İstanbul’da Akmerkez, Nişantaşı, Bağdat gibi genelini üst gelir grubu kişilerin oluşturduğu semtlerde özellikle gençler arasında ilginç diyaloglar yaşanıyor. Daha doğrusu artık bu gibi bölgelerin kendine has bir sözlüğü oluşmuş da diyebiliriz. İşte o sözlük;


>Ban : ben
>San : sen
>Lütfaaan : lütfen
>Biliyomısaaaaan : Biliyor musun
>Hayvanssııaaan : Hayvansın
>falan oldum:?
>falan yapmak : ?
>hadi papaaay : Haydi güle güle
>intiharlardayım : çok üzüldüm
>pozitif elektrik alamadım senden yane, taam mı: senden hoşlanmadım
>manita yapmışın: yeni kızarkadaş bulmuşsun
>inanmıyoroaam : inanmıyorum
>regular cola : normal kola
>yivrençsiaaan : iğrençsin
>nerdeyim oldum : nerede olduğunu şaşırmak
>partilemek : parti yapmak
>aklımdasyn yapmak : cep telefonunu çaldırıp kapatmak
>bay gelmek hatta kus gelmek : bıkmak, usanmak
>çılgın atmak : delirmek
>merba : merhaba
>nasssın : nasılsın
>ban iyyiam, san : ben iyiyim, sen
>ban de ama çık mıkarrna yedıam : ben de ama çok makarna yedim
>pantlonundan bellıa : pantolonundan belli
>vıraenç duryo dı mıa : iğrenç duruyor değil mi?
evet, boyfrand yüznden labilir mia : evet, sevgilin yüzünden olabilir mi?
>bilmiyoruam kia : bilmiyorum ki
>narde okuyosssuan : nerede okuyorsun


>Bazı kalıplar ve örnekler
>abi dün manyak bi pilav yaptıaam
>Alocuuuumm çoooook korktuuuuummm
>deermişimm sen de yeeermişinn
>ay hadi öptüm şekaar
>kafe caddede branc yapalım maaaaa
>kendine çok iyi bakıyosuun tımaam maa
>kendine iyi davran şeakear olur maa
>ay cıttan yaaneee
>Aşkıyımmm naaaeeebeeeeerr
>baba iyij(c)e disconnect falan oldun ortamlardan

Yüzünüzü bir tebessüm kapladı değil mi? Doğaldır çünkü ağlanacak halimize güleli o kadar çok oluyor ki, biz de neye gülüp neye ağlayacağımızı şaşırıyoruz. Yukarıdaki örnekler sadece bir kısmı, bir de buzdağının (iceberg’de diyebilirdim) görünmeyen yüzü var. Bu dilin özellikle gençler arasında kullanılıyor olması da dilimiz için tehlike çanlarının çoktan çaldığını gösteriyor.

Batuhan Çolak....

Kaynak: Dilde yozlaşma ve unutulan Türkçe... http://www.webhatti.com/genel-sohbet/213930-dilde-yozlasma-ve-unutulan-turkce.html#ixzz28ptPmJXi
whkaynak



Son zamanlarda dilde meydana gelen yabancılaşma giderek hızlanıyor. Bunun en çarpıcı örnekleri yabancı isimli mağazalardaki inanılmaz artış… Özellikle gelir düzeyi yüksek semtlerde kullanılan argoyla karışık İngilizce-Türkçe arası bir dil, sırf farklılık ve dikkat çekmek için kullanılan sözcükler ne yazık ki Türkçeyi kirletmeye devam ediyor. Televizyonlardaki kalitesiz programlar da bu kirlenmeyi arttıran en önemli faktörlerden biri… Gerçekte Türkiye’de üretilen malların sırf üzerinde yabancı bir isim var diye tercih edilmesi ise ayrı bir olay…

Ankara’nın 3 önemli caddesinde yaptığımız araştırmada karşımıza ilginç bir tablo çıktı. Bahçelievler 7.cadde de 90, Tunalı Hilmi caddesi’nde 98, Hoşdere Caddesi’nde 121 tane yabancı isimli mağaza tespit ettik. Daha çok gelir düzeyi yüksek kesimin ilgi gösterdiği bu 3 caddenin tabelalarında Türkçe kullanımı %40-50 civarında. İşte o caddeler ve tesbit edebildiğimiz yabancı tabelalı işletmeler.

BAHÇELİEVLER 7.CADDE (AŞKABAT) 90
Seven 7 Cafe
Dedem sandwich
Bulteks
Bulka Pizza& Kumpir
Veroni
Bulka Patisserie
Burger King
Tefal
Cafe Simao
Punch Cafe
Adrenal
Sport House
Line a Decor
Hosta Piknik
Mystical
Cottonland
T&T
Vivet
Denim’s
Tea House
Party7
Classic Cafe
Monopoly Cafe
Polo
Agelo
Denta
Surf
OZ
Classic Cafe
Reve

Destine Kız Öğrenci Yurdu
Happy Days Cafe & Patisserie
Pampero Cafe
Eskomed
Lotus Kuaför
Ice Salad Bar
Este Life
Rejuvi
Jolly Tours
Bosh
Jesebel
D&D Perfumum
Best
Chima
Journey
Day Light
Hobby Cafe
B&Ç Collection
Hobby Academie
Demonroe
Esk Sun
Kayer
Chicken Last Stop
Blouse
Cosso
Friend Hip
TeknoAr
Puzzle
Tita
Miss Cafe

Flor
Babet
Brothers Cafe
7.Cosmetic Center
Coth
Zaga
Renko Fotoğraf
Oxxo
A’la Carte Cafe
Mc Donalds
She
Home Sweet Home
Tabv
Tommy
Janga Cafe
Puffy Center
Mango
Paco
Alışveriş Home
Emba Emlak
Kuaför Laila
Yesar Hediyelik Eşya
Skynet İnternet Cafe
Kanke
Dame Moda
Teller
Demin Home
First Lady Kuaför
Caffein
Miss Takı





Ankara Tunalı Hilmi Caddesi’nde bu rakam 98’e çıkıyor. İsimler;




TUNALI HİLMİ CADDESİ (98)
Tekno mix
Beta Color
Rent a Car
Hira Concept
Dez Kuaför
Vocal
Koç Allianz
Lanet Eczane
Dodya Parfüm
Gren Techinc
Home Sweet Home
Crispino
Gökhun Music Store
Jolly Tours
City Diner
Pepsi Cade Pub
Kayra
Aleterm Estetik
Vakko
Yön Collection
Trios Ünlü
Anatolia Rent a Car
Dent Ankara
Helena
Mariggi
Medusa Cafe
Gusto
Dressy
Perlina
Daniel Hechter
Cibas
Karmen
Mc Donalds
Woot Kuaför


Odeka İşhanı
Jumbo Store
Cities Kuaför
Cafe Rosso
Bela Nilsa
Gordion Hotel
Data Set
My Emmy Dremaman
Chima
Monado Akapunktur
Dolfin Güzellik Salonu
B&D Bravo & Dolfilm
Karat
Journey
Punika Güzellik Salonu
Liza
Dermodern
KrYolan
Buhara
Giorgia Parfümeri
Study Abroad
Elizinn
Nona Moda Merkezi
Vision Porselen
Dentapol
Ledeland
Almed
Rodi
Viva Saat
Benetton
Dorsem
Chicco
A&Ş Collection
Herion
D&P Parfumum
Lezita
Milans
Yards
Spormey
Happy Hour&Plus
Atinon
Mark& Spencer
Mithat Selection
MNG Mango
Bambi
Veroni
West Kuruyemiş
Derm- Art
Tavko
Cambo
Jezebel
Miss Trendy
Oz Ayakkabı
EMPA
Check Bar
Mayam
Collezione
Buger king
Re/Max Lider
Golden
M’s kreasyon
Flavius
Golden Cafe Pub
Mado







Ankara Hoşdere caddesinde ise 121 yabancı isimli mağaza var. Özellikle Hoşdere Caddesi’nde yabancı tabelalar Türkçe tabelalara ezici bir üstünlük kurmuş. İnsan bir yerden sonra cadde de ki Türkçe isimli mağazaları, tabelaları yadırgamaya başlıyor.

HOŞDERE CADDESİ (121)
Air Pilot-Don Airlines
Royal Color
Sunlight Bar
Goodyear
Casio Air Service
Jasmin Club
Mado
Jolly
Effect Turizm
Kosca Pub
Silence Beach
Biyalo
Hairport-Kuaför
Grill Baget
Dedem Sandwich
Pioneer Frigidaire
Palmet
Pastahane Bistro
Tunus Color
Gima Superstore
Bumerang
Küppersbusch
Group 4 Secunicor
Vitra
H&B Perde
Tuna Copy Center Kırtasiye
Albera
Nexans
United Kuaför
Point
Carpet iem
Bagno Mio
Residance Hotel
GNC Line Well
Victoria Apart
Euro Plak
İnter Yatırım
Moda Life
Zen Kuaför
Drystem
Aittech

Lineadecor
Elite
Techostore
Artsan
Naturel
L’image
Perdeci
Yummy
Panasonic
Ra Kuaför
Jinekomed
Genesis Halı
Genesis Perde
Betty Coufeurre
Cineclub internet cafe
Le ante
Best Erkek Kuaförü
Supervision
Fitness Shop
Bellona
Livora Pastanesi
Kavli
Reneva
Soneks Bilgisayar
Omar
Espa Elektronik
Montel
Toshiba
Remax
Polo Mutfak
İntermak
Alfa
Tezgahcı
Tayf Kuruyemiş
Delta Rent a Car
Star Kuru Temizleme
Lilyum Çiçek
İnka Cinema Club
Pegiç Home Design
Nina Home Collection
Mega Stil Erkek Kuaförü

Selenia
S.T.D. Star Kuaför
Estetica Kuaför
FM Elektrik
Feba Group
Grup BİM
Sabrina
Cactus Patisserie
Filpa
Tobacco&Liquor
Devi
Pc Game
Slearpini
Mega Çelik Kapı
Alarko
Oxygen
Archticech
Mimoza Erkek kuaförü
İnfotech Bilgisayar
Rehau
Global Group
Pioneer
Marino
Alpine
Kinner
Chinese Restaurant
Fabric
Restore store
Mr.Clean
Grohe
Jeka
Yepetto
ANE
Berser
Norm Plus
Enaglus
Erka Elektronik
Viessmann
10-Car Rent a Car




Ankara’nın 3 önemli caddesine de yabancı isimli mağazalar hâkim olmuş durumda.

Türkçe tabelanın yadırgandığı caddelerden Hoşdere Caddesi’nde Estetica Kuaför ve Gis Club işletme sahiplerinin görüşlerini aldık. Türkçe yerine yabancı bir isim koymalarının nedenini sorduk;

Estetica Kuaför’ün sahibi Mesut ÇİT; “ Benim yabancı bir isim koymamın nedeni buranın geçmişten beri seçkin bir semt oluşudur. “estetica” sözcüğüne de dergilerden esinlenerek karar verdim. ATO ya da Çankaya Belediyesi’nden hiçbir yetkilinin bize tabelanız Türkçe olsa daha iyi olur ya da yabancı isim istemiyoruz gibi uyarıları olmadı. Sonuç olarak bizde Türkçe olsun isteriz tabelalarımız. Herkes yaparsa biz niye yapmayalım.”

Gis Club’ın sahibi Burç Mergen ; “GİS aile fertlerimizin adlarının baş harflerinin kısaltması. Yanına da Club’ın gideceğini düşündük. Böyle bir yer de club kelimesini daha uygun gördük Çünkü modern ve yenilikçi bir hava veriyor. Esasında tabelalardaki yabancılaşmanın o kadar da kötü olmadığını düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin yarısı cahil. Hiç değilse bilmeyenler yabancı dil öğrenebilirler. Bu yolla da batıya daha yakın olabiliriz. Zaten ATO ya da Çankaya Belediyesi’nin bu konuda bir yaptırımı olmadı.”

Haberimizle ilgili görüştüğümüz Çankaya Belediyesi Başkan Yardımcısı Duran YÖNEL şunları söyledi;

“Ruhsat verirken Türkçe olması yönünde sözlü olarak telkinlerimiz oluyor. Bu konuda yaptırımımız yok. Eğer yaptırım uygularsak düşüncesini gasp etmiş, kamu gücünü belediye üzerinden kullanmış oluruz. Bu da tercih ettiğimiz bir yöntem değildir. Bu konuda sivil toplum örgütleriyle de görüşmelerimiz oluyor. Dildeki yabancılaşmayı eğitim yoluyla halletmek istiyoruz. Hemen yarın yabancı isimler kalkıyor dersek olmaz. Bunun yerine Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi bir Kuvay-i Milliye ruhu ile konuyu çözüme kavuşturmalıyız. İçinde üniversitelerin, devletin, sivil toplum örgütlerinin, belediyelerin olduğu geniş bir katılımla hep birlikte çözüme kavuşturmalıyız. Ayrıca dildeki bu yabancılaşma bir dil emperyalizmi, bir kültür emperyalizmidir. Zaman içinde eğitim yoluyla çözüme kavuşturmak uygun olur. Belediye olarak düşüncemiz bu yönde.”

Ankara’nın önemli caddelerindeki, yabancı isimli mağazaların bu denli çok olması Ankara Ticaret Odası’nı da rahatsız etmiş olacak ki Oda Başkanı Sinan AYGÜN’den 06.12.2005 tarihinde yazılı bir açıklama geldi.. Konu hakkında yazılı açıklama yapan AYGÜN şunları söyledi;

“Nasıl çocuğumuza Hans, Jack, Tom adını koymuyorsak, işyerlerimize de ürünlerimize de yabancı isimler koymamalıyız. Simiti simmit, balonu baloon, salonu saloon, pazarı baazar şeklinde yazarak Türkçe’yi eğip büküyoruz gelin bu toplumsal talebi bir kampanyaya dönüştürelim. İşyerlerimizi, ürünlerimizi yabancı isimlerden arındıralım”

Mağazaların yabancı isimli olmasına da değinen AYGÜN şunları söyledi;

Yasalara göre şirketlerin ticaret ünvanlarının Türkçe olarak belirlendiğini, ancak bu maddeye bir istisna olarak şirketin faaliyet konusuna giren mal ve hizmetin yabancı dilde olması ya da şirket ortakları arasında bir yabancının olması halinde şirket isminde yabancı kelime bulundurulmasına izin verildiğini anlatan Aygün, “Caddeye çıktığımızda görüyoruz ki, istisna bir genel kural haline gelmiş. Etrafta Türkçe konuşan olmasa kendimizi yabancı bir ülkede hissetmememiz mümkün değil” diye konuştu.


Dildeki yabancılaşma ve yozlaşma sadece tabelalarla sınırlı değil tabii. Tabelalar adeta dile de yansımış Ankara’da 7.cadde, Tunalı Hilmi caddesi, Hoşdere Caddesi, Armada , İstanbul’da Akmerkez, Nişantaşı, Bağdat gibi genelini üst gelir grubu kişilerin oluşturduğu semtlerde özellikle gençler arasında ilginç diyaloglar yaşanıyor. Daha doğrusu artık bu gibi bölgelerin kendine has bir sözlüğü oluşmuş da diyebiliriz. İşte o sözlük;


>Ban : ben
>San : sen
>Lütfaaan : lütfen
>Biliyomısaaaaan : Biliyor musun
>Hayvanssııaaan : Hayvansın
>falan oldum:?
>falan yapmak : ?
>hadi papaaay : Haydi güle güle
>intiharlardayım : çok üzüldüm
>pozitif elektrik alamadım senden yane, taam mı: senden hoşlanmadım
>manita yapmışın: yeni kızarkadaş bulmuşsun
>inanmıyoroaam : inanmıyorum
>regular cola : normal kola
>yivrençsiaaan : iğrençsin
>nerdeyim oldum : nerede olduğunu şaşırmak
>partilemek : parti yapmak
>aklımdasyn yapmak : cep telefonunu çaldırıp kapatmak
>bay gelmek hatta kus gelmek : bıkmak, usanmak
>çılgın atmak : delirmek
>merba : merhaba
>nasssın : nasılsın
>ban iyyiam, san : ben iyiyim, sen
>ban de ama çık mıkarrna yedıam : ben de ama çok makarna yedim
>pantlonundan bellıa : pantolonundan belli
>vıraenç duryo dı mıa : iğrenç duruyor değil mi?
evet, boyfrand yüznden labilir mia : evet, sevgilin yüzünden olabilir mi?
>bilmiyoruam kia : bilmiyorum ki
>narde okuyosssuan : nerede okuyorsun


>Bazı kalıplar ve örnekler
>abi dün manyak bi pilav yaptıaam
>Alocuuuumm çoooook korktuuuuummm
>deermişimm sen de yeeermişinn
>ay hadi öptüm şekaar
>kafe caddede branc yapalım maaaaa
>kendine çok iyi bakıyosuun tımaam maa
>kendine iyi davran şeakear olur maa
>ay cıttan yaaneee
>Aşkıyımmm naaaeeebeeeeerr
>baba iyij(c)e disconnect falan oldun ortamlardan

Yüzünüzü bir tebessüm kapladı değil mi? Doğaldır çünkü ağlanacak halimize güleli o kadar çok oluyor ki, biz de neye gülüp neye ağlayacağımızı şaşırıyoruz. Yukarıdaki örnekler sadece bir kısmı, bir de buzdağının (iceberg’de diyebilirdim) görünmeyen yüzü var. Bu dilin özellikle gençler arasında kullanılıyor olması da dilimiz için tehlike çanlarının çoktan çaldığını gösteriyor.

Batuhan Çolak....

Kaynak: Dilde yozlaşma ve unutulan Türkçe... http://www.webhatti.com/genel-sohbet/213930-dilde-yozlasma-ve-unutulan-turkce.html#ixzz28ptPmJXi
whkaynak